Bioenerji - Bioenerji nedir - Bioenerji Uzmanı - Biyoenerji uzmanı - Alfa Bioenerji - Alfa Bioenerji Tekniği - Alfa Bioenerji Eğitimi- Alfa Bioenerji Şifa Semineri- Bioenerji Eğitimi istanbul - Bioenerji Eğitimi Türkiye- Bioenerji Eğitimi Türkiye - Bioenerji tedavisi - Bioenerji Uzmanı - Bioenerji Uzmanı Kenan Boyraz - Etkili Hipnoz Yöntemleri - Bioenerji nasıl Yapılır - Domancic Bioenergy Methodu - Juna davitaşvili Tekniği - Dalton Bioenergy - Bioenerji Eğitmeni kenan Boyraz - Bioenergy healing healer Kenan Boyraz - Uzman Kenan BOYRAZ - Bioenerji Kenan Boyraz - Bioenerjist Hipnotist Kenan BOYRAZ - Etkili Hipnoz teknikleri- Hipnoz nasıl yapılır - Bioenerji nasıl yapılır - Bio enerji nasıl uygulanır -
  • https://www.facebook.com/pages/Bioenerji-Uzman%C4%B1-Kenan-Boyraz/1421795371404363?ref=hl

Makaleler

 

Biyoenerji hakkında açıklamalar

Biyoenerji hakkında açıklamalar
İnsanda yaratılıştan pek çok sır gizli iken,aslinda en basit ve elinin altında ulaşabileceği bioenerji,malesefki ya inanılmaz yada inanılsada, yarar sağlayacağına insanlar inanmak istemez...
Oysaki mükemmel birşekilde çalışan insan bedeni hastalık durumunda , yine kendi bioenerjisiyle,iyileşme potansiyiyelini çalıştırabilir.
Ancak bütün bunlara rağmen insandaki mantık ve yanlış inanışlardan bundan birhaber olarak yaşar gider.İşte bu konunun gerçekliğini anlatmak için yine bioenerjiyle ilgili yazıları eklemeye devam ediyorum buyrun : )


Biyoenerji Nedir ?



Biyoenerjinin kelime anlami; dogal olan enerjidir. Bilim; insan organizmasinin yalnizca moleküllerden ibaret fiziksel bir yapiya sahip olmadigini dogrulamaktadir. Tüm kainatta oldugu gibi insan vücudu da , bir enerji alanina sahiptir.


Vücut içerisinde, devamli bir titresim ve düsük voltajli elektromanyetik akim vardir. Bu elektromanyetik akim; fiziksel bedenle sinirli degildir. Böylece, bir bedenden digerine akis yapilabilir. Bu elektromanyetik akim; yani Biyoenerji akisi sadece insanla da sinirli degildir.


Saglikli bir vücutta negatif bir enerji bulunmaz. Vücudun herhangi bir yerinde problem varsa; o bölge negatif enerji üretmeye baslar. Daha dogrusu; beyin ile o bölgenin iletisimi kopmus demektir. Bu nedenle; bedenimizin tümünü ayakta tutan beyinin düsünce ve yapilandirma bölümü ile aradaki bagi kopartmamak gerekir.


Bizim biyoenerji dedigimiz; Sanskrit dilinde kelime anlami yasam gücü demek olan Prana, iyi saglik durumunu muhafaza eden ve bedeni canli ve diri tutan yasamsal enerjidir.


Japonlar; bu esrarengiz enerjiye KI, Çinliler CHI, Yunanlilar PREVMA, Polonyalilar MANA, Ibraniler RUAH derler.

Bilim, Seçkin bilim adamlari tarafindan yönetilen bilimsel deneylere dayanarak, biyoenerjinin varligini ve fiziksel bedenin iyi ve saglikli olusuyla ilgisini anlasilir sekilde ispatlar. 1982'de, Paris Üniversitesi Uygulamali Fizik ve Teorik Optik Enstitüsünde, fizikçi Alain Aspect bilim tarihindeki muhtemelen en mükemmel kesfi yapti. O ve ekibi, içinde yasadigimiz dünyanin mekansiz ve ayrilamaz oldugunu kanitladi.


Baska bir deyisle, onu algiladigimiz sekliyle uzay mevcut degildir. O sadece duyularimizin bir illüzyonudur. Hepimiz tek bir dev enerji okyanusunun parçasiyiz ve gerçekten hiçbir sey sizi baska herhangi bir seyden ayirmaz. Gördügünüz ayrilik sahip oldugunuz bes duyunun neden oldugu bir illüzyondur. Tüm 'uzay' enerji ile doludur, sizi ve baska her seyi yapan ayni enerjidir. Sizin görme, isitme, dokunma, tat ve koku duyulariniz evrende mevcut olan bir çok diger farkli tipte ve frekanstaki formlari fark etmekte yetersizdir.

Einstein ve onu takip eden diger kuantum bilimcileri ortaya attiklari teorilerinde bahsettikleri savlarini ispatladiklari pek çok deneyin sonunda insan bedeni dahil tüm fiziksel maddenin uzay ve zamana bagli olmayan enerji paketlerinden yapildigini kanitlamislardir. Bu Evrensel Enerji Alaninin sinirlari yoktur.


Degerli Rus bilim adami Semiyon Kirlian kendi buldugu ultura hassas bir kamera yöntemi ile fotografladigi insanlarin, hayvanlarin ve bitkilerin fiziksel bedenlerinin etrafindaki renkli isik enerji alanini göstermistir. Vücudumuzu bir ipek böcegi kozasi gibi saran bu enerji alanina Aura denmektedir.


Bu alani görüntüleyen teknige de Kirlian Fotografçiligi adi verilmektedir. Enerji alani (Aura) görülebilir fiziksel bedene nüfuz ederek, cilt yüzeyinden yaklasik 8 yada 10 cm yayilir. Kirlian fotografçiligindaki deneyler, daha hastalik fiziksel bedende tezahür etmeden önce, bedenin enerji alaninda (Aura’da) olusan hastalikli enerjileri de ortaya çikartmistir.



Biyoenerji nasil çalisir ?


Vücudumuz en genel islevi ile bir transformatör olarak çalismaktadir
.

Farkli köklere yada frekanslara sahip hava, su, günes isini ,yiyecek ,su gibi maddesel; duygu, düsünce gibi süptil kaynaklari transformasyona ugratarak ihtiyacimiz olan yasam enerjisine dönüstüren enerji merkezlerimizi Chakra diye tanimlamaktayiz.


Chakralar, ihtiyacimiz olan yasam enerjisinin üretilmesinde, bizi kusatan enerji okyanusu ile düzgün bir biçimde iletisimde kalmamizda birinci derecede etkilidirler. Vücuttaki hormon üretimini saglayan endokrin bezlerini de yönetmekte olan Chakralar, ait olduklari bölgedeki organlarin görevlerini tam ve saglikli yürütmelerinden sorumludurlar.


Vücudumuzdaki daha fizik bedene intikal etmeden önce enerji bedenlerinde ortaya çikan bu negatif enerjiler önce aurayi zayiflatmakta, delmekte, yirtmakta daha sonrada vücudun enerji kapilari olarak adlandirdigimiz merkezleri (chakralar) tikayarak enerjinin düzgün dolasimina engellemektedir.


Chakra’larin tikanmasi yada düzensiz çalismasi sonucu kontrol ettikleri bölgelerdeki bezler çalismalarini yavaslatmakta yada tamamen durdurmaktadirlar. Devaminda da sistemin balansi bozulmakta denge kaybi süreci yasanmaktadir.Bu süreci sagligin bozulmasi takip etmekte, bölgede olusan negatif enerjiler daha sonra o bölgede fiziksel, yada ruhsal saglik problemleri olarak ortaya çikmaktadir.




Biyorenerji niçin bütün hastaliklara iyi gelir ?



Bilim ayrica zihnin sinirlari olmadigini kanitlamistir.Bir kisinin düsünceleri ve hisleri, yasama enerjisini çok büyük ölçüde etkilemektedir. Buda fiziksel yada psikolojik bütün saglik problemlerinin %90 ‘inin zihinsel nedenlere dayanmasini net bir sekilde izah eder.


Geriye kalan %10 da ise genetik (karmik) ve çevresel faktörler söz konusudur. Iste bu yüzden holistik (bütüncül) bir evren modeli ile desteklenen biyoenerji Terapisi, holistik (bütüncüldür) ve sifa süreci boyunca bütün vücudu ele alir. Bu yönüyle çok olaganüstü bir terapi metodudur.


Biyoenerji seanslarinda daima bütün vücut ile çalisilmakla birlikte, sikayet konusu bölge için biraz daha fazla zaman ayrilir. Netice olarak, Biyoenerji Terapisi, yani Sifa vücutta olusmus veya olusmakta olan bütün rahatsizliklari (sistem bozukluklarini) ortadan kaldirir, kisiyi sagligina kavusturur.


Kisaca, Sifa’nin çalisma alani, asla yasanan rahatsizlik yada semptomlarin ortaya çiktigi bölge ile sinirli degildir.


Sifa (Biyoenerji Tedavisi), tüm vücudun balans ayarinin yapilmasi islemidir.




Biyoenerji Terapisi ile sagligin korunmasi nasil saglanir ?


Biyoenerji terapileri ile var olan fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal problemleri çözmenin disinda, gerçeklestirilen sifa uygulamalari ile olasi problemlerden korunma, terapiden daha önemli ve önde kabul edilir.


Kusursuz saglik, hasta olmama durumu degildir.


Hasta olmasak bile sinirlenmemize sebep olan her hangi bir sey ; kan basincimizi yükseltir, trombositlerimizi yapiskan hale getirir, kardiyo - vasküler hastaliklara ve kansere yakalanma ihtimalimizi artirir. Herhangi bir konuda endise hissediyor ve stres altinda isek vücudumuz adrenalin ve kortizon salgilar. Sakinlestigimizde ise yada sakinken valyum salgilamaya baslariz. Egleniyorsak bazi baska hormonlar salgilariz.


Yani vücudumuz sürekli hislerimizi molekülere çevirir. Düsüncelerimiz ve hislerimiz biyolojimizi etkiler.


Arzu edilen, insanlarin hiç hasta olmamalaridir. Hastalik, negatif enerji frekanslarinin vücutta birikim yaparak, zayif bulduklari bir bölgede anarsik eyleme baslamalari, o organ veya sistemde hakimiyet kurmalari ve böylece sistem bozukluguna yol açmalarina denir.


Bu açidan negatif enerji birikimlerinin kisileri hastalik haline düsürecek seviyeye yükselmesine firsat verilmemelidir. Evrensel yasalar açisindan, herhangi bir hastaligi olmayan, kendini saglikli kabul eden bilinçli kisilerin periyodik olarak bir seans pozitif enerji almasi tavsiye edilir. Böylece vücutta birikmis olan negatif enerji tahliye edilir, vücudun balans ve akordu düzeltilir.


Bu koruyucu seanslar kisinin seçimine göre haftada ,ayda, üç ayda, ya da en geç alti ayda bir kere uygulanir. Aynen bilinçli bir kisinin en geç alti ayda bir kere dis hekimine basvurarak agiz ve dis sagligi açisindan kontrole gitmesi, dislerini kaybetmeden bakim ve onarimlarini yaptirmasi gerektigi gibi.

Bu koruyucu biyoenerji seanslarina son derece önem verilmelidir. Zira çevre kirliligi unsurlarinin tesirinden insanlarin kaçabilmelerine imkan yoktur.




Biyoenerji terapisi nasil uygulanir ?


Bir kisinin biyoenerji terapisi alabilmesi için bir tek seye ihtiyaç vardir: O da kisinin, Biyoenerjistin yardimini içten ve açik sekilde kabul etmesidir.


Terapiye katilan insan isin içine kendi düsünce, aliskanlik ve kabullerini kattigi zaman bilinçalti kaliplari Biyoenerjist’in çalismalarina zorluk çikartmaktadir. Bu yüzden sifayi isteyen açisindan; güçlü iyilesme istegi, teslimiyet, olaganüstü çaba ve sürece katilim gerektirmektedir. Aksi halde kendisine yardim edilmesine müsaade etmeyen bir kisiye kimse ulasamaz. Bu bakimdan biyoenerji terapisi bir ekip çalismasi olarak algilanmalidir…


Terapi, ihtiyaca göre degisen sayida yapilan seanslar seklinde yürütülür. Bir seans yaklasik olarak 35 - 60 dakikadir. Uygun bir çalisma ortaminda, biyoenerji yatagi üzerine sirt üstü yatirilan sifa almakta olan kisinin vücudunun seçilmis merkezleri üzerine, biyoenerjist avuç içlerinden kisinin vücuduna pozitif enerjiyi pompalar. Bu suretle sistemin balansini bozucu eylem yapmakta olan negatif enerji blokajlari bulunduklari bölgeden kazinir, dagitilir ve vücuttan disari atilmalari saglanir. Böylece vücut, tabii ve saglikli sistemini yeniden kurar. Bu isleme, vücudun balans ayarinin yapilmasi denir.


Terapi esnasinda biyoenerjist bireye, sifanin sürekliligi için zihinsel bedeninin ihtiyacina uygun düsünce modellerini sunar. Tamamen olumlu olan ve sonuç alinmasinda vazgeçilmez bir agirlik tasiyan bu düsünce modellerine bireyin yüksek bir bilinçle uyum göstermesi, sifaya kavusmasi yolunda mutlaka yerine getirmesi gereken ödevidir.

Dönemin en popüler konusu bio-enerji ve şakralar. Birçok insan bu konuyu takip ediyor ve karşılaştıkları sorunlar üzerine bio-enerji uzmanlarına başvuruyor. Bu sebep ile öncelikle Bio Enerjinin, yaşadığımız sıkıntılarda ya da zorluklarda bize nasıl yardımcı olacağını paylaşalım istedim.

Bio-enerjinin kelime anlamı doğal olan enerjidir. 20. yy. başında Rus bilim adamları tarafından ortaya atılmış ancak Marksizim Leninizme aykırı olduğu için yasaklanmıştır. Vücut da mevcut olan titreşim ve düşük voltajlı elektromanyetik akım fiziksel beden ile sınırlanmamıştır, bir bedenden diğerine akış yapılabilir. Elektronik akım vücudun sağ tarafında toplanmıştır. Bio enerji akışı insan ile sınırlı değildir tüm maddeye akar, bitkilerin ise insanlarınkine zıt bir kutbu vardır. Onlar ile aramızda hür bir kanal açılır. Çok eski doğu kültürlerinde halk doktorları insan vücudunda "Qİ" denilen bir enerjinin olduğunu, bel kemiğinde yedi noktada oluşan bu enerjinin sinir merkezine bağlandığını keşfetmişlerdir.

Bio-enerji içimizde uyuyan güzelliktir. Birçok anlam ve isim ile karşımıza çıkabilir. Evrensel enerji, yaşam enerjisi, çi, ki prana kozmik enerji ancak hepside aynı şeyi anlatmaktadır. Tüm canlılarda bio-enerji mevcuttur. Kozmik enerji tepeden girer ve şakralar vasıtası ile bedenin çeşitli bölgelerine dağılır. Fazlası el ve ayak uçlarından çıkar. Şakraların kapalı olması halinde enerji dağılamadığı için o bölge beslenemez ve hastalık kaçınılmaz olur. Sağlıklı bir vücutta negatif enerji bulunmaz. Vücudun herhangi bir yerinde problem var ise o bölge negatif üretmeye başlar. Daha doğrusu beyin ile o bölgenin iletişimi kopmuştur. Demek ki bedenimizin tümünü ayakta tutan; beynin düşünce ve yapılandırma bölümü ile aradaki bağı kopartmamak lazım. Vücudumuz da bulunan elektrik akımı beden etrafında bir alan oluşturuyor buna (aura) deniyor. Aura eksi ve artı elektriklerden oluşuyor. Bu iki akımın dengede olması vücut sağlığı için şart. Denge sağlanamadığı zaman sağlık sorunları kaçınılmazdır. Enerjisi güçlü olan bir kişinin zayıf durumdakine bunu aktarmasına bio-enerji denir. Bunu ancak bio-enerji uzmanı yapabilir.

NELER SÖYLEMİŞLER

İbni Sina

Orta çağın en ünlü hekimi. İnsanların diğeri üzerinde getirdiği iyi veya kötü TESİR'lerin varlığını kabul etmek ile kalmaz, insanın uzak mesafelerden ETKİ edebileceğine inanır.


İlyada Homer
İnsan ellerinin ŞİFA verici olduğunu, sadece bu YÖNTEM ile iyileştirmelerinin mümkün oldunu söyler.


İtalyan Flozof Pomponace
İyileştirici ve güçlü YETENEKLERE sahip insanlar vardır. Bu yeteneklerle istek gücü ile dışarı çıkar, onu alan bedenlerde ETKİLER oluştururlar. AFSUN'ların etkisini kabul eder, DOĞAL etkenler der.


Uan Helmot
Belçikalı kimyager ve hekim.(1577-1644). Manyetize edilmiş cümlelerin ETKİ’sine inanır, GÜÇ yükleyip iyileştirici ETKİLER meydana getirebilir. İnsanda öyle bir ENERJİ varki, kendi dışında bir ETKİ oluşturabilir. Modern deneycilerden, uzaktan ŞİFA’nın olabileceğini kabul edenler çoktur. Olayın gerçek oluşunu daha öncelerden söylerler.


Deleuze (Jean Philippe Françolis 1753-1835)
İnsan beden ve ruhtan oluşmuştur. İnsanlara karşı, iradeci yolu ile ETKİ etme MELEKESİNE sahiptir. Bu MELEKEYE MANYETİZM adı verilir. MANYETİZM doğa güçlerini kullanmak düzenlemek işidir.TABİATIN gidişi yabancı ETKENLERLE rahatsız edildikçe MANYETİZÖRE onu yeniden kurmak güç gelir. TANRININ insana verdiği çok güzel ve kıymetli bir YETENEK...

 


Nefes almayı biliyor musunuz?

“Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır.” Mevlana

Nefes almayı biliyor musunuz?

“Tabi ki nefes almayı biliyoruz” dediğinizi duyar gibiyim.Demek istediğim,doğru nefes almayı biliyor musunuz? Önce nefesle yani solunum sistemiyle beyin ve vücut fonksiyonlarının ilişkisinden bahsetmek gerekir.

Hücrelerimiz enerji kullanırken atık maddeler üretirler.Bu atık maddelerin bir kısmı karbon monoksit gazıdır.Bu atıkları,kanın yeterli oksijen taşıması ve zehirli atıkları,toksinleri dışarı atan lenf sisteminin iyi çalışması gerekir.Buradan da anlayacağımız gibi,

kan oksijenlenmezse bedenimizi toksinlerden arındıramayız. 

Kaslarımız oksijensiz kalır.Lenf sistemi yavaşlar.Enerji tükenir ve gergin, depresif bir ruh hali bizi beklemektedir.

Beyin hücrelerinin beslenmesine göz atalım.

Beyin yalnız saf glikoz ve oksijen kullanır.

Beyne giden kanda oksijen miktarı azaldığında beyin glikozu kullanamaz.Geç algılama,geç fark etme ,unutkanlık başlar.Nefes yoluyla aldığımız oksijenin % 20’si beynimiz tarafından kullanılmaktadır.bebeklerin nefes alışına dikkat edersek eğer,karınlarından nefes aldıklarını görürüz.Bebekler 2 yaşına kadar karından nefes alırlar.Aslında erkeklerin çoğu karından nefes almaktadır.İlerleyen yaşlarla birlikte, obezite,yanlış duruşlar,stres ve daha pek çok faktör nefes alışımızı değiştirir.Sığ nefes dediğimiz,sadece göğüsten nefes almak başlar.Bu tarz nefes kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların hazırlayıcı faktörleridir.

Peki nasıl ve nereden nefes almalıyız?

Yoga’da tam nefes dediğimiz,karın (diyafram),kaburga ve göğüs nefesini birleştirerek nefes almalıyız.Ben bunu öğrenmek için ilk adım olarak karından nefes alıp vermeyi öneriyorum.İleride bunun uygulamasını göreceksiniz.Şimdi karın nefesi yani diyafram nefesine göz atalım.

Diyafram göğüs kafesiyle mideyi ikiye ayıran,büyük ve yukarı doğru kavisli bir kastır.Nefes alırken diyafram aşağıya iner, akciğerlere daha kolay hava girer, mide, karaciğer, dalak vs. gibi organlara olumlu masaj sağlanır. Nefes verirken diyafram yukarı yükselir.

Diyafram kalbin yardımcısıdır.

Eğer o olmasaydı kalp 40 kat daha fazla çalışmak zorunda kalırdı.

Karnımızı ikinci beynimiz olarak algılayabiliriz. Karın,vücudumuzda bulunan bağışıklık hücrelerinin %70 ile %85’ini üretmektedir.Hastalıkların başlıca nedeni bağırsaklara yerleşen üst mikroplardır.Karın nefesi kanı arındırır.

Karın ve beyin arasındaki bağlantı,kafatasının altından başlayıp boyundan aşağıya inen ve göğüs bölgesini geçerek karın boşluğuna dalan “vagus siniri” sayesinde olmaktadır.Bu sinir,üç sistemden geçer;Kalp-damar sistemi,solunum sistemi,sindirim sistemi.

Her saat başı beş kez arka arkaya yapılan karın solunumu sayesinde daha sakin ve daha gevşemiş hissederiz.Sabahtan akşama kadar toplam 40-50 kez bu nefesi yaparak,vücut 10 km yürüyüşe eşdeğer oksijenlenir.

· Karın nefesi uygulamak sakinleştirici hap yutmuş etkisi yapar.Beyin sakinleşir.

· Karın nefesi kolay uykuya dalabilmek için birebirdir.

· Karın bölgesindeki tüm organlara hafif ve tatlı bir masaj sağlanır.Organlarda duran kan dolaşıma sürüklenir.

(Diyafram nefes) Uygulama:

1. Sırtüstü yatınız.

2. Dizlerinizi yukarı gelecek şekilde bükünüz,omurganız dümdüz olsun.Ayaklarınızı tamamen yere uzattığınızda bel bölgesinde boşluk kalmıyorsa ayaklar uzatılabilir. Bu nefes oturarak,ayakta da uygulanabilir. Ancak tecrübelerim,öğrencilerin başlangıçta bu şekilde daha kolay uygulayabildiklerini göstermektedir.

3. Bir eliniz karında,diğer eliniz göğsünüzün üzerinde olsun. 

4. Burnunuzdan yavaş bir soluk almaya çalışın. Gözlemleyin,karnınızın üzerindeki elinizin yükselmesi doğru nefes aldığınızı gösterir.Nefes alırken karnınız yukarı doğru yükselsin ve nefes verirken karnınız içeri girsin.

Tam Yoga nefesi uygulaması:

1. Önce derin nefes vererek boşaltalım. Karından yavaş ve derin nefes almaya başlayın. Karın yükselsin

2. Nefes yukarıya kaburgalara çıksın

3. Göğüs ve köprücük kemiklerine nefes ulaşır, ancak bu esnada karın içeri girmez.

4. Nefes verirken önce karın,sonra kaburga orta göğüs ve en son üst göğüs nefesi boşaltır.

Her zaman nefes vererek önce akciğerler boşaltılır. Bitirirken de nefes alarak bitirilir. 4 tur yaparak başlayın yavaş yavaş sayıyı 20 tura kadar artırın. Başlangıçta baş dönmesi olabilir. Özellikle çok sigara içenlerin oksijene alışmaları biraz zaman alıyor.

Derslerimizde öğrendiğimiz belli başlı nefesler:

· Peklik,hazımsızlık,mide asitleri için

· Düşük tansiyon,yüksek tansiyon,astım

· Sinir sistemi,sinirlilik,öfke kontrolü,depresyon

· Toksin atıcı,şişmanlık

Derslerde öğrenilen nefesler (pranayamalar)

1. Kapalabhati nefesi
2. Bhastrika (ileri nefes uygulaması)
3. Sheetakari
4. Nadi shodhana
5. Agnisar pranayama
6. Öfke kontrolü
7. Tam yoga nefesi
8. Tension release breath (stres azaltıcı)
9. surya bhedhana
10. chandra bhedhana
11."Ha" nefesi
12. ritmik nefes
13. (stres relief) stres önleyici nefes
14. Surya aniloma pranayama (iştah kontrolü)
15. Anilomaviloma (Dönüşümlü nefes)
16. Sukhapurvaka pranayama

Nefes uygulamalarını mutlaka yetkin bir eğitmenle çalışmalısınız. Aksi takdirde kalp sıkışır ve ciddi zarar görebilirsiniz.

 

*******************************************************

 

NEDEN ASED?
Günümüzde yüksek performans, konsantrasyon, motivasyon, yaşam sevinci ve tam sağlık için, biyoenerji dengemizin mükemmel olması gerekmektedir.

Sinir sistemimiz, doğadaki enerji dengesine uyum gösterecek şekilde programlanmış olduğundan, dengenin bozulmaması için irademizin dışında reaksiyonlar gösterebilmektedir. Ne yazık ki yaşadığımız ortam (hava kirliliği, hormonlu gıdalar, zararlı elektromanyetik dalgalar, ozon tabakasının delinmesi vs.) yaşam tarzımız (aşırı stres, dengesiz beslenme, spor yapamama) ve öfke, korku, üzüntü gibi duyguları içimizde bastırmamız, enerji dengemizi ciddi şekilde bozabilmektedir. Bu aşamada bedenimizin dili olan ağrı, uykusuzluk, çarpıntı, terleme, daralma, sinirlilik, yorgunluk, isteksizlik, iktidarsızlık gibi şikayetler belirmeye başlar. Birçok vak'anın başlangıç döneminde en değerli uzman hekimler tarafından yapılan muayene ve ileri tetkiklere rağmen organik bir sebep teşhis edilemediğinden, tedavi için belirtilere göre (semptomatik) gereksiz ilaçlar önerilmektedir. Oysa meydana gelen semptomların ana nedeni, vücudumuzdaki biyoenerji dengesinin bozulmasıdır.

ASED ile OTOREGÜLASYON:
Vücudumuzun kendi kendini kontrol edebilme yeteneğine otoregülasyon diyoruz. Ancak etkili bir otoregülasyon için yine enerji dengesi esastır. Biyoenerjimizin dengede olması sadece hastalıklardan korunmak için değil, aynı zamanda hastalıkların kısa sürede tedavisi için de gereklidir. Bunun için her türlü ilaç organizmamızda mevcuttur.

BİLGİSAYAR ve ASED:
Bugün artık biyoenerji dengemizi bilgisayar aracılığıyla ölçme imkanına sahibiz. Dengemizde herhangi bir bozukluk teşhis edildiğinde, alternatif yöntemlerle bu dengesizliği tekrar normal hale getirebilmekteyiz. Alternatif yöntemlerin amacı, uygun noktalara uyarılar vermek suretiyle enerji kanallarındaki tıkanıklıkları ortadan kaldırmak ve enerjinin doğal akışını tekrar sağlamaktır. Bu şekilde sağlanan denge tamamen doğal olduğu için, yan etkisi söz konusu değildir. Oysa dışardan alınan ilaçların birçok yan etkileri olduğu bilinmektedir.

SONUÇ:
Vücudumuzdaki biyoenerji dengesini düzeltebilir, yıllardır içimizde birikmiş olan sinir, öfke, korku, takıntı, üzüntü vs. gibi duyguları zararsız hale getirebiliriz. Kötü alışkanlıklarımızdan kurtulmamız (dengesiz beslenme, sigara, alkol, ilaç..); toksinlerimizden arınmamız (hücresel yaşlanma, enfeksiyon, tümör, polip, ödem, cellülit) yine biyoenerjimizin dengede olmasıyla mümkündür. Keza bağışıklık sistemimizin en üst düzeyde olması bu sayede gerçekleşmektedir.

Biyoenerji dengemizin en az 6 aylık aralıklarla ölçülerek değerlendirilmesi, koruyucu hekimlik açısından büyük önem taşımaktadır.

Dr.M.Arı BALCI (Nöroloji Uzmanı)
Dr. Erhan ÖZER (Algoloji Uzmanı)


Bugüne kadar bizlere Tıp fakültesinde, en küçük canlı birimi hücre'dir denildi. Atom olduğu söylenmedi. Enerji ve vücuttaki dengesinden hiç bahsedilmedi. Dolayısiyle bütün hekim arkadaşlarımız, çok çok önemli bir bakış açısından uzak yetişiyorlar. Ancak tesadüfen ve kendi kişisel çabalarıyla bir yere gelebiliyorlar.

Aile çevremizde en sık rastlanan şikayet ve hastalıklar nelerdir? Ayrıca polikliniklere gelen hastaların % 80'inde de şunlara rastlanmaktadır.

Kronik ağrılar. ( baş, omuz, kol, boyun, sırt, bel, bacak.) Hastalar bir yığın tetkikten geçirildikten sonra ilaçlara mahkum edilerek, birlikte yaşama önerilir.

Kronik mide ve bağırsak hastalıkları. İlaçla geçmezse ameliyat edilir. (gastrit, ülser, kolit vs..)

Allerjik hadiseler. (rinit, faranjit, sinüzit, bronşit, astım vs..) sürekli antibiotiğe, kortizona mahkumlar.

Adet düzensizlikleri, dismenore, sistit, taş düşürme.

Depressif şikayetler, uykusuzluk, korku, öfke, takıntı, üzüntü, isteksizlik, iktidarsızlık! Bunlar da anxiolitik, anti depressanlara .. bağımlı olurlar.

Aşırı kilolar, sigara, alkol bağımlılıkları.!

" Zaten hastalıklarımızın nedeni de bedeni oluşturan organlar arası ahengin bozulması ve enerjinin bloke edilerek akışının engellenmesidir. "

Sağlıklı insanda enerji alanı 
[Resim: 7.jpg]
Sağlıksız insanda Enerji alanı 
[Resim: 8.jpg]


Bütün bu hastalıklar için sayısız tetkik yapılmıştır. Dolaplarımız ilaçlarla doludur. En acısı psikolojik diye bir kenara atılmıştır. Acaba çevremizde bu hastalıklardan şikayet eden kaç kişi iyileşmiştir? Oysa, tüm hastalıkların % 80'ini teşkil ediyor. İyileşenler tesadüfen veya kendi gayretleri ile sağlığına kavuşuyor.

Su kirliyse lavaboyu açmak çözüm değil. Bazen sigara içmek enerji dengesi açısından faydalı bile olabilir. Olaylara bu şekilde geniş perspektifden bakınca, haliyle insanlar iyileşemediklerinden, alternatif yollar aramaya başlarlar. Ancak kimileri fayda gördüklerini söylerken, kimileri faydalanamamışlardır. Sonuçta insanlarda tereddüt doğmuştur.

Neden alternatif Tıp? Bakış açısı ne? Etkisi nasıl?

Organizmanın içerisinde kendini tedavi edecek her türlü ilaç mevcuttur. (morfin, kortizon, insulin, hormonlar, enzimler, aminoasitler ve antibiotik yerine kullanabileceğimiz lenfositler vs..) Organizmanın bu sistemi sağlıklı çalıştırabilmesinin tek bir şartı var: O da vücuttaki enerji dengesi!. Bu dengeyi bozan nedir? Kendimiz! Otonom sinir sistemimizin uzun bir süre, giren enerji ve harcanan enerji arasındaki dengesizliğe maruz kalması! Bu süreç içerisinde organizma yeni bir enerji dengesi kurmaktadır yaşamamız için. Bunuda aşırı enerji tüketimine neden olan kaynağı devre dışı bırakarak yapmaktadır. Böylece organizmada kalıcı bloklar oluşmaktadır. Bu olayı kronikleşme olarak adlandırmaktayız. Bloklar çözülmeden kronik hadise geçmez!. Alınan önlemler yetersizdir. Bu nedenle hastaya, hastalığınla birlikte yaşamaya alışacaksın derler!.


Otonom sinir sistemi, dışardan ve içerden gelen uyarılara çok hassastır. Sürekli bizi korumaya ve enerjimizin dengeli biçimde vücuda dağılması için uğraşmaktadır. Hayatiyetimizin devamı için öncelikle 1.nci derecedeki hayati organlarımızı düşünmektedir. Örneğin, aşırı enerji tüketimine gittiğimiz bir korku veya öfke anını düşünelim. Organizma, ikinci veya üçüncü derecede önemi olan sistemleri devre dışı bırakarak, oraya enerji göndermez. Enerjiyi o an için 1.nci derecede önemli sistemlere yönlendirir. Örneğin; hormonların dengelenmesini devre dışı bırakır! Veya hafıza ve konsantrasyon merkezlerini kapatır veya daha az çalışmasını sağlar. Eğer bu durum uzun süre devam ederse bloklaşma veya kronikleşme meydana gelir. Organizma, nereyi devre dışı bıraktığını unutur. Bu dönemde siz istediğiniz kadar tetkik ve tedavi yaptırın, netice alamazsınız. Ne yazık ki sırf bu yüzden milyonlarca insan gereksiz yere ameliyat masasına yatmaktadır. Orada da yapılan nedir? Vücudun artık onaramadığı kısmı devre dışı bırakmak. Dikkat ederseniz operatörlerimiz ameliyat sonrasında bir sürü yasaklarda bulunurlar. (Zayıflayacaksın, beslenmene dikkat edeceksin, kafaya birşey takmayacaksın, sigara veya alkolü bırakacaksın...) Hastada artık aklı başına geldiğinden, bunları harfiyyen uyguluyor. Aslında bunları baştan uygulasa hastalık ortaya çıkmayacaktır.

Neden aklımız başımıza gelmeden dikkat edemiyoruz? Bu sorunun temel cevabı şu: ENERJİ DENGESİ nedir bilmiyoruz. Dolayısıyla bunu dengede tutmasını da bilmiyoruz. Bugün elimizdeki imkanlarla enerji dengemizin ne durumda olduğunu bilgisayarla tespit edebiliyoruz. Blokları tespit edip açabiliyoruz. Dolayısıyla enerjimizi mümkün olduğu kadar (bozukluğun derecesi ve süresi, geçirilmiş ameliyatlar, kullanılmış ve hala kullanılan ilaçlar engel) düzeltebiliyoruz!. Bu şekilde organizmanın rejenerasyon kudretini tekrar devreye sokabiliyoruz. Toplumumuzda en sık görülen kronik hastalıkları tam veya eskisinden çok daha iyi hale getirebiliyoruz. Aynı zamanda bastırılmış korku, öfke, takıntı ve üzüntülerden kurtarabiliyoruz.

Enerji dengemizi bozabilecek alışkanlıklardan kurtulabilmek için dengeli beslenmeli, spor ve meditasyon yapılmalıdır. Enerji dengemizin stabil kalabilmesi, ancak bu şartlar yerine gelirse olur. Hastalığın başında bu dengeleri sağlamak çok daha basit. Keşke hastalar öncelikle bize gelse. İleri tetkikleri, uzmanlık konsültasyonlarını biz istesek!.

Elbette batı tıbbının bütün nimetlerinden faydalanacağız. Ancak öncelikle hastalıkların oluşumunu önlemeliyiz. Sağlıklı toplum, ekonomik istikrar için bu gerekli. Dolayısıyla, sağlık için gereksiz yere yapılan trilyonlarca liralık harcama da önlenmiş olur. Hastane ve polikilinikler, gerçekten ihtiyaç duyan hastalarla dolar. Enerji dengelemede kullanılan yöntemlerin başında ise akupunktur, laser ve mezoterapi gelmektedir.
alinti :
Dr. Erhan ÖZER
Algoloji (Ağrı tedavi) Uzmanı

 

________________________________________________

 

Doğu Tıbbında Enerji Meridyenleri

Doğu Tıbbında Enerji Meridyenleri

"Kozmik din hissinin bilimsel araştırma için en asil ve güçlü teşvik olduğunda ısrarlıyım." Albert Einstein

Fiziksel beden, duygusal ve ruhsal bedenle bir bütündür. Bilim geliştikçe, bizim sadece fiziksel bedenden ibaret olmadığımız, ayrıca enerji bedenimizin de olduğu bilgisi ile karşılaşıyoruz. Newton fiziğinden, Kuantum fiziğine geçişle, katı olarak algıladığımız her şeyin, buna bedenimiz de dahil aslında bir çeşit enerji olduğu anlıyoruz. Canlı ve cansızın enerji anlamında tek bir bütün olması; fizikte, tıpta, ruhsallıkta, başka algılayış kapılarını açıyor. Özellikle Doğu Tıbbı’nın, yüzyıllardır kullandığı enerji meridyenleri bilgileri yeni yeni ispatlanıyor.


konuyla ilgili olarak forumda bioenerjiterapisi  konusunu inceleyebirsiniz
Hastalıklar; genetik, beslenme, çevresel etkiler ve enerji dengesizliği ile oluşabilir. Biz hastalıkları düşünce ve enerji düzeyinde inceleyeceğiz.

Çin kültüründe “Ch’i” ve Japoncada “Ki” olarak bilinen yaşam enerjisi, vücudumuzda, gözle görmediğimiz, sinir sistemi gibi bir uçtan bir uca dağılan ‘meridyenler’ aracılığıyla dolaşır. Enerji hatlarında enerji bloke olduğunda, söz konusu organa giden enerji devresi kapanmış olur ve biriken olumsuz enerjiler zamanla yoğunlaşarak bir takım rahatsızlıklar oluşur.

Tıptaki ilerleyiş

1911 de bir tıp doktoru Dr. William Kilner, insan enerji alanı üzerinde çalışmalar yapmıştır ve hatalıkların aurada yamalar ve düzensizlikler halinde görüldüğünü ispatlamıştır.

1900 lü yıllarlın ortalarında Dr. George De La Warr ve Dr. Ruth Drown, yaşayan hücrelerden yayılan radyasyonu ortaya çıkarmak için cihazlar geliştirmişlerdir.

Yine 20.yüzyılda psikiyatrist Dr. Wilhelm Reich, İnsan vücudunda evrensel enerjinin akışındaki bozuklukların psikolojik ve fiziksel rahatsızlılar oluşturduğunu öne sürerek, enerji akışını engelleyen blokları kaldırmaya yönelik fiziksel teknikler kullanmıştır.

“Vücuttaki her organ, esiri alanda kendisine denk gelen enerjetik ritme sahiptir. Çeşitli organ küreleri arasında, sanki bir aktarım işlevi varmış gibi değişik ritimler karşılıklı etkileşmektedir.” Dr. Dora Kunz


Ve bilim adamları bu enerji alanlarını ölçmek için araçlar geliştiriyorlar. Örneğin EKG kalbin elektriksel akımını, EEG beyinden genel elektrik akımını ölçüyor. Ayrıca Kirlian Fotoğrafçılığı tekniği ile canlıların enerji alanları (aura) renkli ışınımlar olarak görüntülenebiliyor. Ve geliştirilmiş sistemle auradaki yırtıklar, renk değişimi ve düzensizlikler yardımıyla bedenin hangi organında bir sorun olduğu tespit edilebiliyor.

Bu konuda yakın zamanlarda Nöropsikiyatrist Dr. Şefika Karagülle fiziksel hasalıkların enerji bedeni arasındaki ilişkiyi incelemiştir.

Günümüz doktorlarından Ender Saraç, Ruhsal Gelişim ve Kader adlı kitabında hastalıkların spiritüel mekanizmalarından bahsediyor. Dr. Ender Saraç, kitabında bu durumu şöyle örneklemiş: Sürekli baskı altında kalıp kendisini ifade edemeyen bireyin zamanla boğazında tiroit ve guatr oluşabilir. Sürekli dişilik yönünden baskılanan ve bu bakımdan aşağılanan kadınlarda yumurtalık kistleriyle jinekolojik sorunlar çıkabilir. Geçmişinden kopamayan, geçmişte takılı kalan bireylerde kabızlık sorunu olabilir. Artık yaşamında daha fazla sorumluluk alamayacağını hisseden, sorumluluklar altında ezilen bireyin bel fıtığı olabilir. Öfke ve korku duyguları karaciğer rahatsızlıkları oluşturabilir.

Dr Ender Saraç, hastaların sadece kimyasal ilaçlar kullanması haricinde, hastalığın oluşumunda etkili spiritüel sebeplerin de araştırılmasının daha kökten bir iyileşme gerçekleştireceğini ifade ediyor.

Çin Tıbbındaki 3000 yıldan daha fazla bir geçmişe sahip olan enerji meridyenleri bilgisine göre, bir enerji meridyenindeki blokaj ilgili organda rahatsızlık oluşumuna neden oluyor.

Duyguların enerji bedene etkileri

Coşku kalp ile bağlantılı bir duygudur. Coşku duygusunun tam tersi duygular kalp ve akciğer fonksiyonlarını etkileyebilir. Kalp sorunlarının olası zihinsel nedenleri arasında, çoğunlukla sevgi alış verişinin engellenilmesi, kalbin endişe keder gibi duygularla yorulması gibi etkenler yer alır. Coşku duygusu negatif iken, zihinsel dağınıklık oluşur.

Dehşet duygusu ve beraberinde panik duygusu kalbi etkiler. Hızlı kalp atışı zihinsel telaş ve soğuk ter belirgin özellikleridir. Psikiyatride panik bozukluk ‘panik atak’ olarak tanımlanır.

Endişe duygusu dalak üzerinde etkisini gösterir. Bu problem üzerine aşırı düşünmek sıkıntı hissetmek dalak enerjisini bloke eder. Depresyon huzursuzluk iştah azalması, yorgun kol ve bacaklar, karın şişliği ve bayanlarda adet dönemi bozuklukları olarak ortaya çıkabilir.

Üzüntü ve Yas akciğerlerin enerjisini bozar ve solunum sıkıntıları ortaya çıkabilir. Örneğin bronşit, astım gibi sorunlar sevilen birinin kaybedilmesiyle ilişkilendirilebilir. Ve bireyin kendisini bastırılmış boğulmuş hissetmesi, bireysel bağımsızlığını hissedememesi durumlarında ortaya çıkabilir. Göğüsten gelen derin öksürükler mutsuzluğun göstergesi olabilir çünkü ciğerlerdeki enerji sıkışmıştır.

Korku böbreklerin temsil ettiği bir duygudur ve sırt ağrıları idrar yolları problemlerine yol açabilir ve yalnızlık duygusunu körükler.

Öfke karaciğerin enerjisini bozar. Baş ağrıları, baş dönmesi, sırt ağrıları şeklinde etkisini gösterebilir. 

Meridyenler ve ilgili organları 

AKCİĞER MERİDYENİ: Havadaki Ch’i enerjisini alıp, vücuda dağıtmasından sorumludur.

Akciğer meridyenindeki dengesizlik; astım, öksürük, göğüste tıkanıklık gibi solunum yolları rahatsızlıkları olarak tezahür eder.

KALIN BAĞIRSAK MERİDYENİ: Bedene giren besin maddelerinin işlendikten sonra atılmasını arındırılmasını sağlar. Bu meridyendeki tıkanıklık mide ağrısı, kabızlık, ishal, gaz, parmak uçlarında soğukluk olarak tezahür edebilir. Kalın bağırsak meridyenindeki tıkanıklık kişiyi psikolojik olarak rahatsız eder ve sık soluk alıp verme motivasyon kaybı gibi durumlar yaşanabilir.

İNCE BAĞIRSAK MERİDYENİ: Dışarıdan bedene giren besin maddelerini alır ve bunları kullanılabilir duruma getirir. Kalp meridyeninin enerjiyi karnın alt bölgesine tutmasına yardım eder. Öfke, şok, keder gibi duygular da karnın alt kısmında toplanır. Bu durumda sırtın alt bölgesinde ağrı baş gösterir ve kadınların ayakları üşür. Bu meridyen yumurtalıkların çalışmasıyla ve ay halinin düzenli olmasıyla ilişkilidir.

MİDE MERİDYENİ: Mide hazımdan sorumludur. Bu meridyendeki tıkanıklık, yorgunluk zayıflık tiroid problemleri, göğüste kist, fıtık, kabızlık, apandisit, pankreas dalak safra kesesi sorunları yumurtalık sorunlarına yol açabilir. Bacak ağrıları varis boyun ve omuzun sertleşmesi, bacakların ağır gelmesi, diz altının üşümesi, çok esnemek ve çabuk yorulma olarak tezahür edebilir.

DALAK-PANKREAS MERİDYENİ: Dalak kanın oluşumu ve düzgün akışından sorumludur. Kullanılmış kırmızı kan hücrelerini yok edip zararlı bakterileri nötralize eden yapılar oluşturur. Bu organdaki dengesizlik, zayıf adaleler, renksiz ve kuru dudaklar, göğüste kist, kol altı lenflerinde şişmesi, mide ağrısı, rahimde kist, aybaşı sorunları, fıtık, bacak ve diz ağrıları gibi rahatsızlıklara neden olabilir. Dalak meridyeni vücuttaki sıvının dengesinde rol oynadığı için, ödem yani fazla sıvının vücutta birikmesi bu meridyenin tıkanıklığından kaynaklanabilir. Psikolojik olarak kişi çok düşünür ve endişeye kapılabilir ve açlık hissedebilir.

KALP MERİDYENİ: Kalp ve ince bağırsak meridyenleri eş meridyenlerdir. Kalp kanı ve damarları idare eder, kan dolaşımını düzenler. Kalp meridyenindeki dengesizlikler sinirsel gerilim olarak ortaya çıkar. Bu meridyendeki tıkanıklık; kolun iç tarafından ağrı, uyuşma, el küçük parmağında ağrı veya tutukluk, uykusuzluk unutkanlık mantıksız hareketler gibi sorunlara yol açabilir.

MESANE MERİDYENİ: Mesane meridyeni böbrekleri uyarmada ve düzenlemede sorumludur. Mesane meridyenindeki dengesizlikler baş gösterdiğinde büyük sinirsel gerginlik yaşanır ve kişi aşırı tepkiler verebilir. Sırtın altındaki kaslar genellikle sertleşir. Bu meridyendeki tıkanıklık baş ağrısı, omurilikte tutukluk, ense ve bel ağrıları, varis, bacaklarda kramp ve adalelerde kasılma gibi durumlar yaşanabilir.

BÖBREK MERİDYENİ: Böbrekler Ch’i enerjisinin depolandığı yerdir. Bu enerji vücuda hayati faaliyet ve canlılığı sunar. Böbreklerin iyi çalışmaması toksinlerin birikmesine kan dolaşımının iyi yapılmamasına sebep olur. Bu meridyendeki tıkanıklık yüksek tansiyon, akciğerlerde tıkanıklık, mesane sorunları, kasıklarda egzama ve mantar, cinsel sorunlar, kısırlık, varis, şiş ayak bilekleri durumlarına yol açabilir.

KARACİĞER MERİDYENİ: Bu organ Ch’i enerjisini ve kanı her yöne yollar. Bu meridyen sinir sistemini kontrol ettiğinden, enerji meridyenindeki dengesizlik; depresyon kızgınlık gibi psikolojik sorunlara yol açabilir. Hayata gösterilen ilgi ya da ilgisizlik bu meridyenle ilişkilidir. Karaciğer meridyenindeki dengesizlikler sonucunda güç kaybı, aşırı yorgunluk huysuzluk, aşırı duygusallık, baş gösterebilir. Gözler parlaklığını kaybeder. Prostat, testis sorunlarına yol açabilir.

SAFRA KESESİ MERİDYENİ: Bu meridyendeki tıkanıklık şakaklarda ağrı, boyunda ağrı ve tutukluk, omuz ve kasıklarda ağrılar, diz sorunları, kalçadaki artrit ağrısı gibi sorunlar oluşabilir.

HORMON MERİDYENİ: Çinlilere göre bütün organlar bu meridyen tarafından korunduğu gibi, vücut sıcaklığı dengesi bu meridyenin görevlerinden biridir. Bu meridyendeki tıkanıklık, gözün arka kısmında ağrı, kulaklarda sorunlar, omuz ağrısı, kollarda tutukluk ve ağrı gibi rahatsızlıklara yol açabilir.

KAN DOLAŞIMI/ PERİKARD MERİDYENİ: Bu meridyenin görevi, kalbi fazla yorulmaktan korumaktır. Stresin etkileri kalbe gitmeden önce bu zarda kendini belli eder. Bu meridyendeki zayıflık, kol altlarında acı ve şişkinlik, dirseklerde egzama, siğil ve beyaz lekelere neden olabilir.

Bir meridyendeki enerji dengesi bozulduğunda, başka meridyenlerden enerji çekilimi olduğu için, bu diğer meridyenlerin dengesine de etkiler. Kişisel düzeyde fiziksel sağlığımız için, reiki, yoga, meditasyon, dua, zikir çalışmaları yapabiliriz. Kozmik bilim açısından namaz da enerji bedenimiz için gerekli enerji takviyesi yapma amaçlıdır.

Batı Tıbbı, enerji meridyenleri kapsamındaki bilgileri ‘akupunktur’ ve ‘refleksoloji’ tedavilerinde kullanmaktadır.

Kaynaklar:

Ruhsal Gelişim ve Kader, Ender Saraç

Işığın Elleri, Meta Yayınları

Bioenergy & Vitamins Dergisi

_________________________________________

 

bioMERİDYENLER
("CHİ" dergisi Ağustos 2006)
“Asıl amacımız canlıyı dertlerinden kurtarmaktır”. Dr. Nüzhet Ziyal

Her geçen gün varoluş katmanlarımızı keşfederken,
kendimize daha bütünsel bakmayı öğreniyoruz.
Sadece etten kemikten değil, enerji ve ruhsallığın
bir karışımı olduğumuzu öğrenme yolunda kendimiz
için yapabileceklerimiz de çeşitleniyor,
daha derinlere işleyen yeni bilgiler hayatımıza giriyor.

VÜCUDUMUZUN HARİTASI : MERİDYENLER
("CHİ" dergisi Ağustos 2006)


“Asıl amacımız canlıyı dertlerinden kurtarmaktır”. Dr. Nüzhet Ziyal

Her geçen gün varoluş katmanlarımızı keşfederken, kendimize daha bütünsel bakmayı öğreniyoruz. Sadece etten kemikten değil, enerji ve ruhsallığın bir karışımı olduğumuzu öğrenme yolunda kendimiz için yapabileceklerimiz de çeşitleniyor, daha derinlere işleyen yeni bilgiler hayatımıza giriyor.

Shiatsu, Chi Kung veya Akupresur gibi şifa teknikleri aslında hep var olmuşken değişen zaman boyutu ile eşleşen bir doğrultuda karşımıza her zamankinden daha fazla çıkmaya başladı. Her yeni olgu beraberinde başka yeni bilgilerin gelmesine sebep oluyor. Meridyenler de bunlardan biri. Meridyen denince aklımıza hep haritalardaki meridyenler gelir. Ancak vücudumuzun meridyenlerden oluşan bir haritasının olduğunu, konunun uzmanlarından başka kimse bilmiyorsa da meridyenler, her geçen gün daha fazla karşımıza çıkmaya devam edecekler.
Çin kültüründe “Ch’i” olarak tanımlanan yaşam enerjisi, vücudumuzda “MERİDYENLER” aracılığıyla dolaşır. Chi enerjisini vücudumuzun tam olarak neresinde bulunduğunu bilemediğimiz “CAN” olarak da kabul edebiliriz.

Vücudumuzu, tıpkı kan damarları ve sinir sistemi gibi bir ucundan diğerine, bazen birbirleriyle kesişerek dolaşır. Geleneksel Çin tıbbında “meridyenler” olarak bilinir. Kadim kültürlerde çok iyi bilinen ancak içinden geçip geldiğimiz karanlık çağlar içinde kaybolup giden birçok kavram ve yaşam enerjileri gibi “Meridyenler” de, tekrar hatırlanıp keşfedilerek ait olduğu yere dönüş yapmaktadır. Modern tıbbın bu bilgiyi henüz bünyesine katamamış olması bir şanssızlıktır.

Meridyenler, her zaman sıkça adını duyduğumuz, “akupunktur” noktalarının bir sırada, peş peşe izledikleri, gözle görünmeyen ve deri altında mevcut olan, değişik yönlere enerji taşıyan hatlardır; vücudumuzun “HARİTASIDIR”.

Son yüzyıl içinde Çin’den tekrar dünyaya yayılan bilgi, ilk kez, 17. yüzyılda Çin’e gelen misyonerler, daha sonra da Batılı doktorlar tarafından keşfedilip Avrupa’ya tanıtılmıştır. Daha sonraları Çin’de yasaklanan akupunktur, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla yeniden “Geleneksel Çin Tıbbı” olarak kullanılmaya başlamıştır. Akupunktur ve meridyen bilgisi, Nixon ve ekibinin Çin’e yaptığı bir gezide yaşadığı özel bir deneyim ve Londra’dan Dr Felix’in girişimleri sayesinde, batıda tekrar tıp literatürüne girmiştir.

Ancak bu, bilginin tekrar dönüşü aşamasıdır. Çünkü meridyen bilgilerinin geçmişi, Çin’de 5000 yıldan çok daha geriye gider. Bu dönemde, 980-1037 yıllarında yaşamış İbn-i Sina’ya ait bir meridyen haritası vardır ve kişisel görüşüme göre bütün meridyen bilgileri Çin’den dünyaya yayılmış olsa da bu bilgi aslında Çinlilere Uygur Türkleri tarafından geçmiştir. Kadim Çin kültürü şamanik bilgilerden etkilenmiştir. Bu konuda bir çok ipucu, “meridyen” bilgisinin aslında kadim Türklere ait olduğuna, Uygur Türklerinin de bu bilgiyi Lemurya’dan almış olabileceği varsaymama neden olmakta. Çünkü vücudumuzdaki meridyenler aynı zamanda evrensel meridyenlerin bedenimize izdüşümüdür ve içinden çıkıp geldiğimiz demir çağı boyunca meridyenlerimiz evrensel meridyenlerden kopmuştu. Eric Pearl’ün Türkiye’yi ikinci ziyareti sırasında, vücudumuzdaki meridyenlerin evrendeki meridyenlere tekrar bağlantısını yaptıran kişilerden biriyim. Tekrar bağlantı sırasında evrenin kaynağından gelen şifa ışığı benimle birlikte birçok kişinin meridyenlerinde dolaştı. Bunlar, meridyenlerle ilgili ezoterik ve enerji biliminin sınırlarını zorlayan girişimler ise de, günlük yaşam içinde meridyenler ve üzerlerinde taşıdıkları yaşam enerjisinin kesilmesi, sağlığımızla ilgili önemli sorunlar yaşanmasına sebep olabilir. Ortodoks tıp ve enerji tıbbı henüz birlikte çalışmadıkları için bu anlamda herkes kendi meridyenlerinin çalışmasına dikkat etmek zorunda.

Şöyle ki; binlerce yıldır bilinen ve kabul edilmiş 26 tane meridyen, gelişmiş bir metro ağı gibi vücudumuzu bir baştan bir başa dolaşarak organlara Chi enerjisini taşır. Sağlığımızın tam olabilmesi için meridyen kanallarında bu enerjinin kesintisiz akması gerekir.
Meridyenlerde “ÖN ORTA KANAL” ve “ARKA ORTA KANAL” olarak tanımlanan iki ana hat vardır. 24 noktadan oluşan Ön Orta Kanal (REN), vücudun 6 YİN meridyenini, 26 (28) noktadan oluşan Arka Orta Kanal (DU) ise 6 YANG meridyeni idare eder. Bu iki meridyenden başka, vücudumuzda paralel bir düzende, ellerin ve ayak parmaklarının uçlarındaki “TİNG” noktalarından başlayan veya biten 6 Yin (dişi), 6 Yang (erkek) olmak üzere 12 çift meridyen vardır ve her biri adıyla anıldığı organa enerji taşır.

Ön orta kanal: ( Conception vessel = CV), Perineden başlar, vücudumuzun ön ortasını boydan boya geçer ve çenede, alt dudakta biter. Bütün Yin Enerji depolarının meridyenlerini kontrol eder.

Arka Orta kanal: (Governor vessel = GV)
Kuyruk sokumundan başlar, sırtımızı boydan boya geçer başın üstünden dolaşıp üst dudak altında diş etinde biter. Vücüdun enerji dağıtan yang, organ meridyenlerini kontrol eder.

Ellerde başlayan meridyenler:

Akciğer 11, kalp 9, ince bağırsak 19, kalın bağırsak 20, pericard 9, üçlü ısıtıcı 23 noktadan oluşur.

Akciğer meridyeni: Göğüste başlar, başparmakta sona erer. Metal elementinin etkisindedir.

Kalın Bağırsak meridyeni: Akciğerin eş organıdır. Metal elementinin kontrolü altındadır. El işaret parmağından başlar, burnun kenarında biter

İnce bağırsak meridyeni: Serçe parmağından başlar, yüzde kulak dibinde biter. Kalbin eş organıdır. Ateş elementinin etkisindedir.

Kalp meridyeni: Ateş elementidir. Koltuk altından başlar, elin serçe parmağında biter.

Perikard: Göğüste başlar, elin orta parmağında sona erer. Ateş elementinin kontrolündedir. Enerji depolar.

Üç Isıtıcı: (Sanjiao) Batı tıbbında karşılığı yoktur. Kalp, akciğer ve mide bölgesinin enerji dağılımını kontrol eder. Elde, yüzük parmağından başlar, gözün yanında biter. Ateş elementidir.

Ayaklarda başlayan meridyenler:

Mide 45, dalak-pankreas 21 (Geleneksel Çin tıbbında bu iki organ tek bir organ olarak kabul edilir), İdrar kesesi 67, böbrek 27, safra kesesi 44, karaciğer 14 noktadan oluşur.

Mide: Eş organı dalaktır. Her ikisi de toprak elementinin etkisindedir. Gözün altında başlar, ayak ikinci parmakta biter

Dalak-Pankreas: Ayak baş parmağından başlar, göğüste biter. Toprak elementinin etkisindedir.

Safra Kesesi: Karaciğerin eş organıdır, gözün dış köşesinden başlayıp ayak dördüncü parmakta sonlanır. Ağaç elementidir.

Karaciğer: Ağaç elementinin kontrolündedir. Ayak baş parmaktan başlar, göğüste biter.

İdrar Kesesi: Su elementi kontrol eder. Böbreğin eş organıdır. En uzun meridyendir. Gözün iç köşesinden başlayıp başın üst kısmında dolanır, boyunda ikiye ayrılıp sırtta devam eder ve küçük ayak parmağında sonlanır.

Böbrek:Ayak tabanından başlayıp göğüste biter. Su elementinin etkisindedir. Eş organı idrar kesesidir.

Ellerde ve ayaklarda başlayan/biten meridyenler çifttir, örneğin, sol eldeki kalın bağırsak meridyeni sağ elde de aynı hatta mevcuttur.

Bir meridyen ait olduğu organa enerji götürürken, bu akış akupunktur noktalarından aktarılarak oluşur. Bu noktalardan birkaçı veya tamamı kapanıp enerji bloke olduğunda sorunlar başlar, ilgili organa enerji gitmez. Kan damarlarında tıkanıklık olduğunda kan nasıl gitmesi gerektiği yere gitmiyor ve buna bağlı sorunlar çıkıyorsa, meridyen hattındaki enerji kesintisi de benzer sorunları ortaya çıkartır, ancak ne yazık ki enerji kesilmesinin sebebi bulunamaz ve belirsiz hastalıklar ortaya çıkar; Bu durumu, evimizdeki elektrik arızası gibi düşünebiliriz. Elektrik olmayan bir odada birçok şey yapılamaz. Aynı şekilde enerjisi kesilmiş organ da yaşam faaliyetini gösterecek enerjiden yoksun olur ve enerji temin etmek için bazen eş organından enerji çalabilir. Meridyenlerin çalışma sistemi ve organlarla iletişimi, burada birkaç sayfaya sığdırılamayacak kadar çok yönlü ve karmaşık olsa da; önemli bir diğer sistem, her bir organ meridyeninin, bir “ EŞ ORGAN” fonksiyonuyla birbirine olan bağlantısıdır.

Bir örnek verilecek olursa; Geleneksel Çin tıbbında akciğerin eş organı kalın bağırsaktır. Meridyen ağı, başladığı noktalardan, cilt altında akupunktur ve akupresur ile müdahale edilebilen hattan sonra vücudun derinliklerine doğru ilerleyip adı ile bilinen organa gider. Bu organa ulaştıktan sonra da “eş organa” geçer. Akciğer meridyeni de kalınbağırsaktan geçer. Her ikisi birbirinin eş organıdır ve birinin sorunu olduğunda, diğerinin enerjisini çalabilir. Böyle bir durumda vücutta şaşırtmacalar doğar.

“Akciğerimizde oluşan bir rahatsızlığın sebebi aslında kalın bağırsak olabilir. “

“Holistik Tıp”ın gerçekleşmesi için meridyen akış ve çalışma bilgisinin modern tıp içinde yer alması gerekir. Çünkü “meridyenler”, vücudun enerji hatlarıdır, Bu bilgiler, bize yine vücutta oluşan YİN-YANG devresini ve hangi organın başka hangi özellikleri olduğunu, çalışma saatlerini ve diğer sistemlerle olan bağını öğretir ki; hiç iyileşmeyen bir hastalığın sebebi, element dengesi bozulmuş bir organ veya Yin-Yang devresi tersine akan bir meridyen olabilir. Acmos sistemi, vücudu bir fabrikaya benzetir ve organları “Hazine organlar- İşçi organlar” olarak ikiye ayırır. Akciğer, kalp, böbrek, dalak, karaciğer hazine organlardır ve enerjiyi depolar. Kalınbağırsak, ince bağırsak, mesane, mide, safra kesesi işçi organlardır ve enerji dağıtırlar. Her bir organın çalışmasında “pik” yaptığı bir zamanlaması vardır. Mide 07.00-09.00 arasında , dalak 09.00-11.00 arasında çalışma temposunun en yüksek noktasındadır ki bu, ait olduğu meridyenin de en etkin olduğu zamandır.
Bütün bunları bilmek, hastalıkların teşhisinde yardımcı, kolay ve çabuk tedaviyi destekleyen eşsiz bir sistemdir. Enerji tıbbı varolmasaydı Çin’de milyarlarca insanın yaşadığı maddi koşullar içinde sağlıkla varolmaları mümkün olamaz, ne hastane ne de doktor bu nüfusun sağlık hizmetine dayanamazdı. Çin’de insanlar koruyucu tıp ile ayakta kalmakta, sadece hasta olduklarında değil, sağlıklarının korunması için düzenli olarak doktora gitmektedirler.

“SİZ” adlı son kitabında “İĞNELERLE YAŞAYIN” diyen ünlü kalp uzmanı Mehmet Öz, kendine özgü esprili anlatımıyla “Doğu tıbbı enerji akışını yeniden yönlendirmekte başarı sağlarken, batı tıbbı da akupunkturun etkilerinin nedenini araştırmaktadır.” diye devam ediyor. Ülkemizde henüz yayınlanmayan “Smart Patient” adlı yeni kitabında akıllı bir hasta olmak için neleri bilmek gerektiğini merakla bekliyorum.

Meridyen hatları, organlarla ilişkileri, kesiştikleri noktalar, element özellikleri, çalışma saatleri ve daha pek çok spesifik bilgiyi daha detaylı öğrenmek isterseniz Prof. Dr. Cemal Çevik’in “Medikal Akupunktur” kitabını, bulabilenler için de Dr Nüzhet Ziyal’ ın “ Bilimsel Akupunktur” kitabını öneririm. Bu kitapları inceleyenler Türkiye’de çok uzun zamandır bu alanda emek veren bir çok değerin ve birikimin olduğuna şaşıracaklar.

Ayrıca, Çin’den gelen ve bütün meridyenleri gösteren plastik insan figürlerinden bir tane edinebilirsiniz. Acmos sisteminin “Bio-Feedback” cihazıyla meridyen enerjinizi ölçtürebiliriniz.

Meridyenleri en iyi çalıştıran ve enerji akışını sağlayan bir meditasyon-nefes ve enerji çalışması olan Ch’i Kung, “enerji çalışması” anlamına gelir. Çin’de her sabah işlerine giden binlerce insan, yol boyunca kendine özgü estetik, ritmik hareketler yaparken izlenebilir. Bu, Ch’i Kung ve Tai Chi’ dir. Binlerce yıl içinde Çin’de bir araya getirilmiş bu bilgiyle “fiziksel ölümsüzlük” hedeflenmiştir. Çin felsefesine göre, enerjisi mükemmel olan bir vücut ölümsüz olabilir.
Meridyenlerin ağlarının bir ucu geçmişe, Mu kıtasına giderken diğer bir ucu geleceğe; milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki galaktik bilgelik ağına uzanıyor.

Değişik yollardan biz insanlara ulaşan bilgiler; kendimizi tanımamız, meridyenlerimizin evrene bağlanması, kadim bilgeliklerin günümüzün yüksek teknolojisi ile el sıkışması, içimizdeki Tanrı’yla tanışmamız; unutulmuş, saklanmış bilgilerin “GİZ” olmaktan çıkıp sıradan olması; fiziksel, zihinsel ve ruhsal alanlarımızdaki dağılmış parçalarımızın toplanıp merkezlenmesi; içimizdeki ve dışımızdaki bilgilerle “BİR” olup bütünleşme yolunda; “meridyen” bilgisinin diğer bilgilere köprü olması niyetiyle….
MERİDYENLER
("CHİ" dergisi Ağustos 2006)
“Asıl amacımız canlıyı dertlerinden kurtarmaktır”. Dr. Nüzhet Ziyal

Her geçen gün varoluş katmanlarımızı keşfederken,
kendimize daha bütünsel bakmayı öğreniyoruz.
Sadece etten kemikten değil, enerji ve ruhsallığın
bir karışımı olduğumuzu öğrenme yolunda kendimiz
için yapabileceklerimiz de çeşitleniyor,
daha derinlere işleyen yeni bilgiler hayatımıza giriyor.

VÜCUDUMUZUN HARİTASI : MERİDYENLER
("CHİ" dergisi Ağustos 2006)


“Asıl amacımız canlıyı dertlerinden kurtarmaktır”. Dr. Nüzhet Ziyal

Her geçen gün varoluş katmanlarımızı keşfederken, kendimize daha bütünsel bakmayı öğreniyoruz. Sadece etten kemikten değil, enerji ve ruhsallığın bir karışımı olduğumuzu öğrenme yolunda kendimiz için yapabileceklerimiz de çeşitleniyor, daha derinlere işleyen yeni bilgiler hayatımıza giriyor.

Shiatsu, Chi Kung veya Akupresur gibi şifa teknikleri aslında hep var olmuşken değişen zaman boyutu ile eşleşen bir doğrultuda karşımıza her zamankinden daha fazla çıkmaya başladı. Her yeni olgu beraberinde başka yeni bilgilerin gelmesine sebep oluyor. Meridyenler de bunlardan biri. Meridyen denince aklımıza hep haritalardaki meridyenler gelir. Ancak vücudumuzun meridyenlerden oluşan bir haritasının olduğunu, konunun uzmanlarından başka kimse bilmiyorsa da meridyenler, her geçen gün daha fazla karşımıza çıkmaya devam edecekler.
Çin kültüründe “Ch’i” olarak tanımlanan yaşam enerjisi, vücudumuzda “MERİDYENLER” aracılığıyla dolaşır. Chi enerjisini vücudumuzun tam olarak neresinde bulunduğunu bilemediğimiz “CAN” olarak da kabul edebiliriz.

Vücudumuzu, tıpkı kan damarları ve sinir sistemi gibi bir ucundan diğerine, bazen birbirleriyle kesişerek dolaşır. Geleneksel Çin tıbbında “meridyenler” olarak bilinir. Kadim kültürlerde çok iyi bilinen ancak içinden geçip geldiğimiz karanlık çağlar içinde kaybolup giden birçok kavram ve yaşam enerjileri gibi “Meridyenler” de, tekrar hatırlanıp keşfedilerek ait olduğu yere dönüş yapmaktadır. Modern tıbbın bu bilgiyi henüz bünyesine katamamış olması bir şanssızlıktır.

Meridyenler, her zaman sıkça adını duyduğumuz, “akupunktur” noktalarının bir sırada, peş peşe izledikleri, gözle görünmeyen ve deri altında mevcut olan, değişik yönlere enerji taşıyan hatlardır; vücudumuzun “HARİTASIDIR”.

Son yüzyıl içinde Çin’den tekrar dünyaya yayılan bilgi, ilk kez, 17. yüzyılda Çin’e gelen misyonerler, daha sonra da Batılı doktorlar tarafından keşfedilip Avrupa’ya tanıtılmıştır. Daha sonraları Çin’de yasaklanan akupunktur, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla yeniden “Geleneksel Çin Tıbbı” olarak kullanılmaya başlamıştır. Akupunktur ve meridyen bilgisi, Nixon ve ekibinin Çin’e yaptığı bir gezide yaşadığı özel bir deneyim ve Londra’dan Dr Felix’in girişimleri sayesinde, batıda tekrar tıp literatürüne girmiştir.

Ancak bu, bilginin tekrar dönüşü aşamasıdır. Çünkü meridyen bilgilerinin geçmişi, Çin’de 5000 yıldan çok daha geriye gider. Bu dönemde, 980-1037 yıllarında yaşamış İbn-i Sina’ya ait bir meridyen haritası vardır ve kişisel görüşüme göre bütün meridyen bilgileri Çin’den dünyaya yayılmış olsa da bu bilgi aslında Çinlilere Uygur Türkleri tarafından geçmiştir. Kadim Çin kültürü şamanik bilgilerden etkilenmiştir. Bu konuda bir çok ipucu, “meridyen” bilgisinin aslında kadim Türklere ait olduğuna, Uygur Türklerinin de bu bilgiyi Lemurya’dan almış olabileceği varsaymama neden olmakta. Çünkü vücudumuzdaki meridyenler aynı zamanda evrensel meridyenlerin bedenimize izdüşümüdür ve içinden çıkıp geldiğimiz demir çağı boyunca meridyenlerimiz evrensel meridyenlerden kopmuştu. Eric Pearl’ün Türkiye’yi ikinci ziyareti sırasında, vücudumuzdaki meridyenlerin evrendeki meridyenlere tekrar bağlantısını yaptıran kişilerden biriyim. Tekrar bağlantı sırasında evrenin kaynağından gelen şifa ışığı benimle birlikte birçok kişinin meridyenlerinde dolaştı. Bunlar, meridyenlerle ilgili ezoterik ve enerji biliminin sınırlarını zorlayan girişimler ise de, günlük yaşam içinde meridyenler ve üzerlerinde taşıdıkları yaşam enerjisinin kesilmesi, sağlığımızla ilgili önemli sorunlar yaşanmasına sebep olabilir. Ortodoks tıp ve enerji tıbbı henüz birlikte çalışmadıkları için bu anlamda herkes kendi meridyenlerinin çalışmasına dikkat etmek zorunda.

Şöyle ki; binlerce yıldır bilinen ve kabul edilmiş 26 tane meridyen, gelişmiş bir metro ağı gibi vücudumuzu bir baştan bir başa dolaşarak organlara Chi enerjisini taşır. Sağlığımızın tam olabilmesi için meridyen kanallarında bu enerjinin kesintisiz akması gerekir.
Meridyenlerde “ÖN ORTA KANAL” ve “ARKA ORTA KANAL” olarak tanımlanan iki ana hat vardır. 24 noktadan oluşan Ön Orta Kanal (REN), vücudun 6 YİN meridyenini, 26 (28) noktadan oluşan Arka Orta Kanal (DU) ise 6 YANG meridyeni idare eder. Bu iki meridyenden başka, vücudumuzda paralel bir düzende, ellerin ve ayak parmaklarının uçlarındaki “TİNG” noktalarından başlayan veya biten 6 Yin (dişi), 6 Yang (erkek) olmak üzere 12 çift meridyen vardır ve her biri adıyla anıldığı organa enerji taşır.

Ön orta kanal: ( Conception vessel = CV), Perineden başlar, vücudumuzun ön ortasını boydan boya geçer ve çenede, alt dudakta biter. Bütün Yin Enerji depolarının meridyenlerini kontrol eder.

Arka Orta kanal: (Governor vessel = GV)
Kuyruk sokumundan başlar, sırtımızı boydan boya geçer başın üstünden dolaşıp üst dudak altında diş etinde biter. Vücüdun enerji dağıtan yang, organ meridyenlerini kontrol eder.

Ellerde başlayan meridyenler:

Akciğer 11, kalp 9, ince bağırsak 19, kalın bağırsak 20, pericard 9, üçlü ısıtıcı 23 noktadan oluşur.

Akciğer meridyeni: Göğüste başlar, başparmakta sona erer. Metal elementinin etkisindedir.

Kalın Bağırsak meridyeni: Akciğerin eş organıdır. Metal elementinin kontrolü altındadır. El işaret parmağından başlar, burnun kenarında biter

İnce bağırsak meridyeni: Serçe parmağından başlar, yüzde kulak dibinde biter. Kalbin eş organıdır. Ateş elementinin etkisindedir.

Kalp meridyeni: Ateş elementidir. Koltuk altından başlar, elin serçe parmağında biter.

Perikard: Göğüste başlar, elin orta parmağında sona erer. Ateş elementinin kontrolündedir. Enerji depolar.

Üç Isıtıcı: (Sanjiao) Batı tıbbında karşılığı yoktur. Kalp, akciğer ve mide bölgesinin enerji dağılımını kontrol eder. Elde, yüzük parmağından başlar, gözün yanında biter. Ateş elementidir.

Ayaklarda başlayan meridyenler:

Mide 45, dalak-pankreas 21 (Geleneksel Çin tıbbında bu iki organ tek bir organ olarak kabul edilir), İdrar kesesi 67, böbrek 27, safra kesesi 44, karaciğer 14 noktadan oluşur.

Mide: Eş organı dalaktır. Her ikisi de toprak elementinin etkisindedir. Gözün altında başlar, ayak ikinci parmakta biter

Dalak-Pankreas: Ayak baş parmağından başlar, göğüste biter. Toprak elementinin etkisindedir.

Safra Kesesi: Karaciğerin eş organıdır, gözün dış köşesinden başlayıp ayak dördüncü parmakta sonlanır. Ağaç elementidir.

Karaciğer: Ağaç elementinin kontrolündedir. Ayak baş parmaktan başlar, göğüste biter.

İdrar Kesesi: Su elementi kontrol eder. Böbreğin eş organıdır. En uzun meridyendir. Gözün iç köşesinden başlayıp başın üst kısmında dolanır, boyunda ikiye ayrılıp sırtta devam eder ve küçük ayak parmağında sonlanır.

Böbrek:Ayak tabanından başlayıp göğüste biter. Su elementinin etkisindedir. Eş organı idrar kesesidir.

Ellerde ve ayaklarda başlayan/biten meridyenler çifttir, örneğin, sol eldeki kalın bağırsak meridyeni sağ elde de aynı hatta mevcuttur.

Bir meridyen ait olduğu organa enerji götürürken, bu akış akupunktur noktalarından aktarılarak oluşur. Bu noktalardan birkaçı veya tamamı kapanıp enerji bloke olduğunda sorunlar başlar, ilgili organa enerji gitmez. Kan damarlarında tıkanıklık olduğunda kan nasıl gitmesi gerektiği yere gitmiyor ve buna bağlı sorunlar çıkıyorsa, meridyen hattındaki enerji kesintisi de benzer sorunları ortaya çıkartır, ancak ne yazık ki enerji kesilmesinin sebebi bulunamaz ve belirsiz hastalıklar ortaya çıkar; Bu durumu, evimizdeki elektrik arızası gibi düşünebiliriz. Elektrik olmayan bir odada birçok şey yapılamaz. Aynı şekilde enerjisi kesilmiş organ da yaşam faaliyetini gösterecek enerjiden yoksun olur ve enerji temin etmek için bazen eş organından enerji çalabilir. Meridyenlerin çalışma sistemi ve organlarla iletişimi, burada birkaç sayfaya sığdırılamayacak kadar çok yönlü ve karmaşık olsa da; önemli bir diğer sistem, her bir organ meridyeninin, bir “ EŞ ORGAN” fonksiyonuyla birbirine olan bağlantısıdır.

Bir örnek verilecek olursa; Geleneksel Çin tıbbında akciğerin eş organı kalın bağırsaktır. Meridyen ağı, başladığı noktalardan, cilt altında akupunktur ve akupresur ile müdahale edilebilen hattan sonra vücudun derinliklerine doğru ilerleyip adı ile bilinen organa gider. Bu organa ulaştıktan sonra da “eş organa” geçer. Akciğer meridyeni de kalınbağırsaktan geçer. Her ikisi birbirinin eş organıdır ve birinin sorunu olduğunda, diğerinin enerjisini çalabilir. Böyle bir durumda vücutta şaşırtmacalar doğar.

“Akciğerimizde oluşan bir rahatsızlığın sebebi aslında kalın bağırsak olabilir. “

“Holistik Tıp”ın gerçekleşmesi için meridyen akış ve çalışma bilgisinin modern tıp içinde yer alması gerekir. Çünkü “meridyenler”, vücudun enerji hatlarıdır, Bu bilgiler, bize yine vücutta oluşan YİN-YANG devresini ve hangi organın başka hangi özellikleri olduğunu, çalışma saatlerini ve diğer sistemlerle olan bağını öğretir ki; hiç iyileşmeyen bir hastalığın sebebi, element dengesi bozulmuş bir organ veya Yin-Yang devresi tersine akan bir meridyen olabilir. Acmos sistemi, vücudu bir fabrikaya benzetir ve organları “Hazine organlar- İşçi organlar” olarak ikiye ayırır. Akciğer, kalp, böbrek, dalak, karaciğer hazine organlardır ve enerjiyi depolar. Kalınbağırsak, ince bağırsak, mesane, mide, safra kesesi işçi organlardır ve enerji dağıtırlar. Her bir organın çalışmasında “pik” yaptığı bir zamanlaması vardır. Mide 07.00-09.00 arasında , dalak 09.00-11.00 arasında çalışma temposunun en yüksek noktasındadır ki bu, ait olduğu meridyenin de en etkin olduğu zamandır.
Bütün bunları bilmek, hastalıkların teşhisinde yardımcı, kolay ve çabuk tedaviyi destekleyen eşsiz bir sistemdir. Enerji tıbbı varolmasaydı Çin’de milyarlarca insanın yaşadığı maddi koşullar içinde sağlıkla varolmaları mümkün olamaz, ne hastane ne de doktor bu nüfusun sağlık hizmetine dayanamazdı. Çin’de insanlar koruyucu tıp ile ayakta kalmakta, sadece hasta olduklarında değil, sağlıklarının korunması için düzenli olarak doktora gitmektedirler.

“SİZ” adlı son kitabında “İĞNELERLE YAŞAYIN” diyen ünlü kalp uzmanı Mehmet Öz, kendine özgü esprili anlatımıyla “Doğu tıbbı enerji akışını yeniden yönlendirmekte başarı sağlarken, batı tıbbı da akupunkturun etkilerinin nedenini araştırmaktadır.” diye devam ediyor. Ülkemizde henüz yayınlanmayan “Smart Patient” adlı yeni kitabında akıllı bir hasta olmak için neleri bilmek gerektiğini merakla bekliyorum.

Meridyen hatları, organlarla ilişkileri, kesiştikleri noktalar, element özellikleri, çalışma saatleri ve daha pek çok spesifik bilgiyi daha detaylı öğrenmek isterseniz Prof. Dr. Cemal Çevik’in “Medikal Akupunktur” kitabını, bulabilenler için de Dr Nüzhet Ziyal’ ın “ Bilimsel Akupunktur” kitabını öneririm. Bu kitapları inceleyenler Türkiye’de çok uzun zamandır bu alanda emek veren bir çok değerin ve birikimin olduğuna şaşıracaklar.

Ayrıca, Çin’den gelen ve bütün meridyenleri gösteren plastik insan figürlerinden bir tane edinebilirsiniz. Acmos sisteminin “Bio-Feedback” cihazıyla meridyen enerjinizi ölçtürebiliriniz.

Meridyenleri en iyi çalıştıran ve enerji akışını sağlayan bir meditasyon-nefes ve enerji çalışması olan Ch’i Kung, “enerji çalışması” anlamına gelir. Çin’de her sabah işlerine giden binlerce insan, yol boyunca kendine özgü estetik, ritmik hareketler yaparken izlenebilir. Bu, Ch’i Kung ve Tai Chi’ dir. Binlerce yıl içinde Çin’de bir araya getirilmiş bu bilgiyle “fiziksel ölümsüzlük” hedeflenmiştir. Çin felsefesine göre, enerjisi mükemmel olan bir vücut ölümsüz olabilir.
Meridyenlerin ağlarının bir ucu geçmişe, Mu kıtasına giderken diğer bir ucu geleceğe; milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki galaktik bilgelik ağına uzanıyor.

Değişik yollardan biz insanlara ulaşan bilgiler; kendimizi tanımamız, meridyenlerimizin evrene bağlanması, kadim bilgeliklerin günümüzün yüksek teknolojisi ile el sıkışması, içimizdeki Tanrı’yla tanışmamız; unutulmuş, saklanmış bilgilerin “GİZ” olmaktan çıkıp sıradan olması; fiziksel, zihinsel ve ruhsal alanlarımızdaki dağılmış parçalarımızın toplanıp merkezlenmesi; içimizdeki ve dışımızdaki bilgilerle “BİR” olup bütünleşme yolunda; “meridyen” bilgisinin diğer bilgilere köprü olması niyetiyle….
bioenerji tedavisi kenan boyraz, biyoenerji uzmanı kenan Boyraz, reconnective healing kenan boyraz, pranik şifa Kenan Boyraz, Djuna metodu Kenan Boyraz, Faylato tekniği,tekrar bağlantı Kenan Boyraz, the reconnection, reconnective healing, tuner(ayar), juna davitaşvili, tb enerji şifası Kenan Boyraz, Kozmik Enerji Kenan Boyraz, Kampus akademi ankara, pozitifplatform Kenan Boyraz bioenerji pratisyeni,
              

Бесконтактный массаж Kenan Boyraz Bioenergetic İn Turkey, bioenerjiturkey, bioenergy healing

            -------------------------------------------------------------------------------

ŞİFACINIZ SİZSİNİZ

Kendinizi bir tek siz iyileştirebilirsiniz. Tamamen bunu yapabilecek yetenektesiniz. Aslında kişisel bir hastalığı iyileştirme süreci, kişisel bir güçlenme eylemidir. Kişisel bir yolculuktur; karşınıza çıkabilecek en büyük öğrenim araçlarından biri olarak kendiniz tarafından tasarlanan bir inisiyasyon törenidir. Tabii ki şifa yolculuğunuz, holistik (bütüncül) şifanın size önerebileceği en iyi araçların yanı sıra iyice düşünülmüş olmayı gerektirir ve çağdaş tıbbın size sunabileceği en iyi araçların kullanımını da içerir.

Daha derin bir bakış açısından söylersek, hastalığa neden olan, yerine getirilmemiş özlemdir. Hastalık ne kadar derindeyse, özlem de o kadar derindir. Bir biçimde, bir yerlerde kim olduğunuzu ve amacınızın ne olduğunu unuttuğunuzu gösteren bir mesajdır. Unuttunuz ve özünüzden gelen yaratıcı enerjinin amacından koptunuz. Hastalığınız aslında bir belirtidir. Hastalık sizin yerine getirilmemiş özleminizi temsil eder. Demek ki her şeyin ötesinde, her zaman yapmak istediğinizi yapmak, her zaman olmak istediğiniz kişi olmak, zaten olduğunuz kişiyi en derin, en geniş ve yüksek gerçeklikten tezahür ettirmek ve ifade etmek için hastalığınızı kullanmalısınız.

Eğer gerçekten hasta olduğunuzu keşfettiyseniz kendinizi değişime hazırlayın; en derin özleminizin yüzeye çıkmasını ve meyve verecek hale gelmesini bekleyin. Artık korkmayı bırakmak ve dönüp -bu sizin için ne anlama geliyorsa- içinizdeki kaplanla yüzleşmek için kendinizi hazırlayın. Hastalığınızın anlamını bulmak için en iyi başlama noktası olarak önerim, kendinize şunu sormanızdır:

“Özlediğim ama yaşantımda hala yaratmayı başaramadığım şey nedir?”

Yerine getirilmemiş özleminiz ve hastalığınız arasında er geç doğrudan bir bağlantı bulacağınızı öneriyorum.

Bu temel sağlık ve şifa tablosu içinde sağlığınıza kavuşabilirsiniz. Burada sadece fiziksel bedeninizin sağlığından söz etmiyorum çünkü bu aslında ikinci sırada gelir. Sözünü ettiğim ruhun sağlığıdır, can sağlığıdır. Bu gerçeklik çerçevesi veya benzetmesi içinde tüm yaşam ve hastalık meseleleri ele alınabilir. Çünkü fizikteki yaşam sevgi içinde yaşamak, yüksek niteliklerimizi geliştirmek ve ilahi olanla birleşmek içindir. Yaşantınızdaki koşullar şu an ne olursa olsun, işte yaşam bunun içindir. Acı, sorun ya da hastalık her ne ise bu bir öğretmendir. Bir sevgi öğretmenidir ve size ilahi olduğunuzu hatırlatır. Bu sizin Işığınızın Doğuşudur.



Kaynak: Işığın Doğuşu
http://www.ruhsalsifa.org/yazi_sifaciniz_sizsiniz.htm
Meta Yayınları

*********************************************

 

PANIK ATAK ICIN NEFES EGZERSIZI

PANIK ATAK ICIN NEFES EGZERSIZI Öncelikle kısaca panik atak neydi hızlı bir hatırlatma yapayım. Panik atak, ani olarak, beklenmedik bir anda ortaya çıkan ve rahatsız edici semptomlarla kendisini gösteren bir hastalıktır.

Peki neydi bu semptomlar…?

· Çarpıntı

· Göğüs ağrısı veya göğüste sıkıntı hissi

· Nefes darlığı, boğulacakmış gibi olma

· Aşırı terleme

· Titreme, sarsılma, silkelenme duygusu

· Bulantı, karın ağrısı

· Ani üşüme, ani ürperme, ateş basması

· Başta/beyinde uyuşma, karıncalanma

· Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş veya bayılacakmış gibi olma duygusu

· Gerçekdışılık duyguları… yani yaşadıkları gerçek mi değil mi gibi çelişkiler yaşama

· Benliğe yabancılaşma

· Ölüm korkusu, kalp krizi geçiriyormuş duygusu

· Kontrolünü kaybedeceği ya da delireceği korkusu

Ortalama düzeyde var olduğu düşünülen bu dürtülerin tamamı görülebilir… Görülmeyebilir de… Dışardan bakıldığında “Aman canım… o kadar da abartılacak bir şey değilmiş!” dedirtebiliyor ama siz gelin de bunları çekene sorun…

Anlatılmaz yaşanır bir durumdur… genellikle bayanlarda rastlıyoruz. Günlük hayatın sıkıntı ve zorlukları içinde bayanların bu tür rahatsızlıklar yaşaması da normaldir sanırım. Rahatsızlığın başlama yaşı her ne kadar değişken olsa da ergenlik döneminde başladığı veya otuzlu yaşlarda bile ilk başlangıç yaşandığı bilinen bir gerçek.

Tipik bir panik atak dakikalarla sınırlıdır sevgili okuyucular. Çoğunlukla 5-10 dakika, nadiren de 20-30 dakika, çok ender olarak da bir saat sürebilir. Adı üzerine ataktır ve gelir… sizi üzer, korkutur, boğar, rahatsız eder… ve hiçbir şey yokmuş gibi çekip gider.Panik atağı sırasında en yoğun yaşanan duygu “nefes darlığı ve boğulacakmış gibi olma” hissi sevgili okurlar. En fazla yakınılan mesele bu. Boğulacakmış gibi olan kişiler, aşırı soluk alıp vermeye başlarlar. Bu durum, panik atağın bireyler tarafından daha yoğun düzeyde yaşanmasına yol açar. Oysa soluk alıp verme, yani solunum sistemi, istemli olarak kontrol edilebilecek bir işlevdir ve bunun yapılabilmesi halinde panik atağını kontrol altına almak mümkündür.

Peki aşırı soluk alıp vermeyi nasıl kontrol altına alacaksınız…?

Gün içinde farklı zamanlarda, her insan dakikada ortalama 10-12 kez soluk alıp vermektedir. Eğer kişi, bundan daha fazla sayıda nefes alıp veriyorsa, bu sayı mutlaka azaltılmalıdır.Demek oluyor ki, panik atağın ilk belirtilerini fark ettiğinizde nefes alıp vermemizi yavaşlatırsanız, ciddi bir ataktan uzaklaşmayı da başarmış olursunuz.


İsterseniz sırasıyla ne yapmanız gerektiğini söyleyeyim:

1. Öncelikle rahatlıkla oturup uzanabileceğiniz bir duruma geçin.

2. Burnunuzdan derin bir nefes alıp, onu içinizde 10’a kadar sayarak tutun.

3. 10’a geldiğiniz zaman nefesi ağzınızdan verip, kendinize “rahatla, gevşe, kendini iyi hisset” şeklinde komutlar verin.

4. Bu periyodun ardından 3 saniyede nefes alıp, ardından 3 saniyede nefes verin. Ve nefes alıp vermeyi bu tempoyla sürdürün. Böylece her 1 dakikada ortalama 10 kez nefes alıp vermiş olacaksınız. Normal şartlarda alıp vermeniz gereken sayı zaten buydu. Atak sırasında nefes alışverişiniz arttığı için de kalbiniz hızlı hızlı atıyordu. Sayıyı doğal olana indirdiğinizde, atağı durdurmak için ciddi bir iş yapmış olacaksınız. Bu arada her alışınızda “iyi ve güzel olan her şeyi içinize çektiğinizi”, her nefes verişinizde de “sıkıntı ve zorlukları dışarı attığınızı” düşünmeyi ihmal etmeyin.

5. Her 1 dakika sonunda, 10 saniye boyunca nefesinizi tutup, ağzınızdan geri verin. Daha sonra 3 saniyelik döngülere devam edin.

6. Panik atağınız hafifleyinceye ya da ortadan kalkıncaya kadar bu alıştırmaya devam edin.


Ortalama 4-5 dakika sürecek bu minik “Nefes yavaşlatma tekniği” ile, panik atağını kendinizden uzaklaştırma şansınız olacak.
Bireysel destek çalışmalarında danışanlarımıza öğrettiğimiz bu tekniği sizlerle de paylaşmış oldum. Bununla birlikte daha pek çok uygulama var.


Eninde sonunda yapmanız gereken şey, atak gelmeye başladığında, artan kalp ritminizi normale çevirmekten geçiyor. Ritmi normale çevirip, delirmeyeceğinizi, çıldırmayacağınızı, aklınızı kaybetmeyeceğinizi, kontrolün elinizden çıkmayacağını, bunun kısa sürecek bir korku nöbeti olduğunu, birkaç dakika sonra tamamen ortadan kalkacağını düşünmeyi ihmal etmeyin.


*****************************************

Kronik Hastalıklarda Çalışma Metodu

Bazen böyle sitelerde insanların insanların çaresiz olarak bitki gibi şeylerden medet umduğunu görünce , her ne kadar insanların tepkisinden çekinsemde yazma ihtiyacı duyuyorum. 



Bugune kadar hiçkimse size kendi şifa gücünüzü anlatmamış olabilir,banada anlatmamışlardı 28 yilimi bunu bilmeden geçti,iice kendimi mahvedip bir arayışa girdim,öncelikli olarak ülkemizde alternatif tıp olarak düşünülen şifalı bitkiler(farmakoloji) konusunu araştırdım,ama baktım ki bukonuda pekçok sahtekar insan var ve kronik bir hastalığı yalnızca bitkiyle tedavi edemeyeğimi anladım,çünkü bitkilerde aynı ilaçlar gibi sadece insanın biyolojik yanına hitap etmekte ve yan etkileri olabilmekteydi. 


Oysaki insan bedeninin enerjitik yani elektiiksel bir yapısı olduğu ve enerji meridyenleri(Akapunktur noktaları) anladığımda insan bedenine karşı öğrendiğim bütün bakış açısı değişti.En azından modern tıp nefes tekniklerini bile her hastaya anlatsa ve uygulaması sağlansa ben inanıyorumki pekçok hastalık daha iyi olabilir ve hastalıkların oluşma engellenebilir.Bu konular anlaşıldığında görülürki ne doğru nefes almayı biiyoruzdur nede gerçekten sağlıklı yaşamın ne olduğunu. 

Şahsen ben kendi adıma yillardır hastanelere giderim hiçbir doktorun nefes tekniği gibi basit ama önemli bir uygulamayı anlattığını ne gördüm nede duydum.Bunu bence doktor arkadaşlarda kendileride üzerinde düşünmesi gerekiyor.Böyle olmadıkça sürekli soluğu hastanede alan hastalar ordusu ülkemizde hiçbirzaman eksik olmayacaktır. 

Bu gerçekten anlaşılması gereken en önemli şeylerden biridir,bu anlamda bir tıp doktoru mutlaka kişilere hasta olmamayı anlatırken yalnızca beslenme,yürüyüş,ve stresten kaçınmanın yanında doğru nefes almayı öğretmeliler diye düşünüyorum.Elbetteki bu anlatılsada sigara içen ve sağlıklı yaşamdan bir haber olan toplumuzunda her ne kadar söylensede uygulamaya geçmeside kolay gözükmüyor.İşte bu yüzden sadece doktorlara değil hastalara,sağlık bireylere ve bütünsel bir yaklaşım geliştirecek yöneticilere mutlaka ihtiyaç var. 



Quote: 

Modern tıp tanı ve tedavi yöntemlerini bilmeyen birisi, tümöre bağlı bir baş ağrısını veya epilepsiyi otlarla tedavi etmeye kalkışabilir. 
Çoğu kez en çaresiz hastaların başvurduğu doğal şifa alanında, insanlar maddi ve manevi istismara son derece açık durumdadır. Hiçbir bilimsel temeli olmayan, yüzde yüz iyileşme iddiasıyla astronomik fiyatlara satılan ot karışımları veya sözde şifacılık uygulamaları, çaresiz hastaların o dönemde en çok ihtiyaç duydukları iki olgu olan zaman ve parayı, onlardan acımasızca çalmaktadır. 

Tüm bu bilgiler kapsamında söylenebilecek yegâne şey, hastaların mutlaka, bilimsel ve etik bir tıbbi hizmet sunan, yeterli eğitime sahip uzmanlardan yardım almaları gerektiği olacaktır.
 




İnsan bedeni Biyolojik + Enerji + Zihinsel yapısı bütünsel olarak anlaşılmalıdır.Aksi takdirde hücresel bazda çok karmaşık görünen insan bedenini tam olarak anlayıp kronik hastalıklarda çözüm getirmek zor gözüküyor. 

Bu noktada bu dediğim temenniler tam anlamiyla ülkemizde yerleşene kadar , kronik hastaların sadece mucizeler bekleyerek yada yanlış alternatif tedavilerle para ve sağlıklarını riske atacaklarına doğru , ilaçsız ve ücretsiz yapılabilinecek yöntemleri bularak , herzaman aradıkları şeyin dışarda değil içerde olduğunu anlayıp çalışmalarında yarar vardır. 


Galileo’nun dediği gibi: 

‘’Gerçekte kimse, kimseye hiçbir şey öğretemez. Siz ona yalnızca içindekileri bulmasında yardımcı olabilirsiniz.’’ 

Benim kişisel deneyimlerimde türk toplumunun bu anlatacağım şeyler konusunda sağlığa yararı konusunda ve uygulamada pasif olmalarına rağmen,şifalı bitkiler konusunda hiç anlamadan bilmeden çaresizce uyguladiklarini biliyorum. 



Gerçekten çaresiz olmanın nedemek olduğunu iyi bilirim,ama insan çareyi birazda kendinde aramalı en azından kendini hasta eden sebebleri anlamak ve hayata yeni bir bakış açısı getirmek zorundadır.Aksi takdirde herşeyi başkalarından bekleyen son ana sağlı için bir şey yapmayan insanlar olmaya malesef devam edecektir. 

Elbetteki benim burada anlatacağım yöntemlerin pek çoğu bilimsel olarak sağlık üzerinde olumlu etkileri 
kanıtlanmıştır. 

Bu noktada söylenmesi gereken elbetteki insan bedeninin organik yapisini ve anatomisin tamamiyle anlayan, acil durum ve düzenli ilaç kullanılması gereken hastalıklarda modern tıbbın önemini yadsımadan 
doğu tıbbıyla birleşmesini umut ediyorum 

Yine forumunuzda gördüğüm doktor arkadaşlarada saygımı sevgimi belirterek, bu çalışmaların zararsız olmakla beraber, 
yine ilk olarak önyargının ortadan kalkması için konuda geçen 
yöntemlerin bilimsel niteliğini görmek için aşağıdaki linklere tıklanabilinir. 

***************************************************

 

Bütünsel Şifa ?

Çeşitli konuşmalarda, hatta saygın dergi ve gazetelerde yayınlanan makalelerde bile modern tıbbın dışında kalan her türlü şifa verici çalışmaya “Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp” adı veriliyor ne yazık ki.

Her şeyden önce literatüre bu şekilde geçmiş olan tanımı hiçbir koşulda onaylamadığımı belirtmek isterim. Bana sorarsanız “Tababet İlmi” denilen şey tektir ve onun alternatifi olmaz. Söz konusu olan sağlıktır ve bu konu hiç de şakaya gelmez.

Buradaki “alternatif” sözcüğünü anladığım biçimde açmakta yarar görüyorum. “Konvensiyonel” ya da “Modern” Tıp dediğimiz şey, insanlığın ulaştığı yüksek teknolojinin de yardımıyla, her şeyden önce gelmesi gereken sağlık konusunda araştırmalar yapmakta ve özellikle teşhis ve ameliyatlar konusunda akla hayale gelmeyecek noktalara ulaşmaktadır.

Bana kalırsa, önemle üzerinde durulması ve olanaklar el veriyorsa çözüm üretilmesi gereken nokta, insanlara (hayvan ve bitkiler de buna dahil çoğu zaman) bir yandan sağlık kazandırırken, diğer yandan başka hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilen ve kimyasal yollarla elde edilen ilaçların kullanılmasıdır.

Benim anladığım biçimiyle, “alternatif” sözcüğü, bu kimyasal ilaçların yerine kullanılmaları önerilen bitkiler ve doğal minerallere gönderme yapmak adına kullanılıyor. Zaten işin özüne indiğinizde, bu kimyasal ilaçların da aslında bitkilerin, doğal minerallerin ya da başkaca doğal yardımcıların etkin maddelerinin ayrıştırılıp güçlendirilmesi yoluyla elde edildiğini görürüsünüz.

Yöntem, “filanca bitkide bulunan falanca aktif maddenin kimyasal yollarla ayrıştırılması, bilmem hangi maddeyle güçlendirilmesi ve daha aktif hale getirilmesi” biçiminde özetlenebilir.

Kimyasal yollarla elde edilen ve belki bazı sentetik maddelerle güçlendirilen bu ilaçlar, ne yazık ki -çoğu zaman- doğal yapımızla uyum sağlamamaktadırlar. Hemen her ilacın prospektüsünde “dikkat .......... yan etkileri olabilir” ya da “beklenmeyen bir etki görüldüğünde lütfen doktorunuza danışınız” uyarıları olmasının asıl nedeni budur bence.

“Modern Tıp” diye adlandırılan yöntem, “öncelikle semptomların giderilmesi” ve bu semptomların giderilmesinin “gerçek sağaltma” olarak kabul edilmesi temeline oturtulmaktadır.

Buna karşılık “Alternatif Tıp” dendiğinde akla, çeşitli bitki ve minerallerin dışında, “Akupunktur, Biyo-Enerji, Refleksoloji, Şiatsu” gibi fiziksel bedeni kullanarak, oradan enerji bedene ulaşmayı amaçlayan, kendi söylemlerine göre, “daha derin” çalışan sistemler anlaşılıyor.

İster konvensiyonel, ister alternatif olsun, bu yöntemlerin her hangi biriyle insanlar gerçekten sağaltılabilseydi, geriye dönen hastalıklardan söz etmemiz gerekmezdi. Oysa, “alerjiler, bronşit, kolit, kabız” gibi fiziksel ve daha da öenmlisi başta “depresyon” olmak üzere ruhsal ve zihinsel pek çok hastalığın kronikleştiğini, geçici bir iyileşme döneminden kısa bir zaman sonra, neredeyse ilk fırsatta yeniden geriye döndüğünü gözlemlemekteyiz.

Modern Tıbbın eksik kalan ayağını, yukarıda saydığım yöntemlerle tamamlamak da görüldüğü gibi çok da kalıcı sonuçlar getirmiyor. İşte bu yüzden “alternatif” sözcüğünü hiçbir biçimde onaylamıyorum.

Ben tüm çalışmalarımı “bütünsel şifa” adını verdiğim bir yönteme göre uygulamaya çalışıyorum. Benim bakış açıma göre, insanlar ruh/fizik/zihin üçlüsünün tümünden oluşan ve ancak hepsi gerektiği ölçüde birbiriyle ilişki içinde olabildiğinde “bütün” olabilen bir varlıktır. Bu bağlamda “tamamlayıcı” terimi büyük önem kazanıyor.

Benim bakış açıma göre, fizik beden, yukarıda sözünü ettiğim “bütün” insanın, düşük titreşimi nedeniyle çıplak gözle görülebilecek ölçüde maddeleşmiş ve daha yüksek titreşimli olan diğer bölümlerine (ruh ve zihin) aynalık eden bir parçasıdır.

Yine bu bakış açıma göre, “hastalık” sonradan ortaya çıkan ve bizi rahatsız etmesi gereken bir durum değildir. Hastalık bir biliş halidir. Ancak çoğu kez bu biliş halimizin farkında bile olmayız. Hastalanmak adını verdiğimiz olay, zihnimizin derinlerinde var olan çeşitli biliş hallerinin farkına varabilmemiz için madde dünyasına yansıyan bir durumla yüzleşmekten başka bir şey değildir.

Sahip olduğumuz pek çok ağrı ve sızının hiçbir fiziksel sebebi bulunamadığında, hekimler bu durumun psiko-somatik olduğunu söylerler. Örneğin bacağı gerçekten ağrıyan kişi, hekimin bu teşhisinden hiç hoşlanmaz, başka ve başka ve daha başka hekimlere yapılan ziyaretler sonunda, ağrılarda hiçbir iyileşme sağlamadığında ise, bir psikologa danışmayı -çaresiz- kabul eder.

Burada kişi “nasıl oluyor da, psikolojik bir yaklaşım, fiziksel bedenimizde, net bir biçimde hissettiğimiz bir ağrıyı gerçekten yok ediyor” diye sormadan edemiyor. Aslında yanıt gayet basit ve belki de sadece bu denli basit olması nedeniyle bir türlü göremiyoruz J

Genellikle çocukluk yıllarındaki çarpık algılamamız sonucu zihnimizin alt katmanlarına yerleşmiş bir düşünce kalıbı, benzer bir olayla her karşılaştığımızda, bakış açımızın ilk günündeki gibi tepki vermemize sebep olur.

Psikolojideki Bilişsel Terapi Yöntemi’nde, algılamada bozukluk yaratan bu tür düşünce kalıplarına “zihinsel temel şemalar” adı verilmektedir. Örnek olarak kişi kendisinin “yetersiz” olduğuna inanmışsa, hiç durmaksızın kendisini “yetersiz” bulacağı deneyimlerin içinde bulur. Bunun rastlantısal olduğunu düşünüp, her seferinde kendisini “yetersiz” olduğuna biraz daha inandırır.

Bu zihinsel kalıplar “kendi düşüncelerimizle ürettiğimiz sanal varlıklar gibidirler” diyebiliriz. Evet! Onlar sanaldır ve sadece zihnimizde vardırlar. Bununla birlikte, tıpkı tüm diğer varlıklar gibi “var olmayı sürdürme” güdüsüne sahiptirler adeta. Kişi onların farkında olmaz ve zihninizden çıkarıp atmak için her hangi bir çaba göstermezse, sonsuza dek orada kalırlar. Aslında orada yaşamakla kalmaz, sadece düşüncelerle beslenebildikleri için, zayıflamaya başladıkları andan itibaren, yeniden beslenmeyi sağlamak istercesine, kişinin önüne kendisini “yetersiz” hissedeceği ve sonunda farkında bile olmadan “evet işte yine yetersiz kalacağım bir durumla karşılaştım, ben zaten yetersiz olduğumu biliyordum” diyeceği bir deneyim çıkarır. Sonuçta temel şema yine beslenmiş ve güçlenmiştir. Bu tür temel şemaların altında ikincil getiriler de olduğundan (bu şemalar) kendilerini çok iyi gizleyebilirler.

İkincil getirilerin tükendiği ya da bu deneyimden ruhunuzun elde edebileceği bilgiler sona erdiğinde, fiziksel bedeniniz, artık gereksinme duymadığınız bu şemanın farkına varmanızı sağlayacak biçimde dışarı yansıtır. Örneğin “hayat tarafından desteklenmediğinize, maddi olarak yetersiz olduğunuza inandığınızı” geri bildirmek adına “bel ağrıları” ortaya çıkmaya başlar. Elbette bu ağrıların ortaya çıkması için bir tetikleyici gereklidir. En basitinden eğilir yerdeki ağır valizi kaldırmaya yeltenirsiniz ve tık... beliniz takılıp kalmıştır.

Sizin alışkın olduğunuz bakış açısına göre, beliniz ağır bir yükü yanlış biçimde kaldırmaya çabaladığınız için yerinden oynamıştır. Hekime danışırsınız, size ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar sunar, masaj, fizik tedavi önerir ve yatıp dinlenmenizi salık verir. Bir süre sonra bel ağrınız geçer ve siz olağan yaşamınıza geri döner, durumu da unutursunuz. Bedeniniz bir zaman için sizi rahat bırakırsa da, kısa bir dinlenme arasından sonra yeni bir tetikleyici ile yine beliniz ağrımaya başlar. Sonunda bel ağrınız kronikleştiğinde, size ameliyat olmanız önerilir. Sizin en yakın dostunuz ve öğretmeniniz olan bedeninizi dinlememenin bedelini ödemektesinizdir.

Burada hekimlerin ya da enerji ile çalışan dostların yaptıkları şeyi kötülüyormuşum gibi bir anlam çıkmasın lütfen. Siz kendinize yardım etmek istemezseniz, onlar da size kendi bildikleri yolla yardım edecekler elbette. Onların görevi “teşhis” koyup, sahip oldukları bilgileri kullanarak en kestirme ve kalıcı çözümü size sunmaktır.
[Resim: Adam2_1.jpg]
Bir başka deyişle, hekimler fizik bedeni kontrol altına alıp tedavi edilmesini sağlıyorlar. Biz, enerji beden dengeleme uzmanları ise, insan bedeni içinde bulunan enerji alanlarını dengeleyip, bedenin iyileştirme gücünün açığa çıkmasına, böylece hekimin uyguladığı tedavinin daha hızlı gerçekleşmesine ve kalıcı olmasına yardımcı oluyoruz.

Yukarıdaki paragraftan anlayabileceğiniz gibi, bana göre, ben ve meslektaşlarım, hiç kimseyi tedavi etmiyoruz. Ancak enerjileri dengeleyerek bedenin “kendini iyileştirme” gücünün açığa çıkmasına yardımcı oluyoruz. Bu da, hekimin uyguladığı tedavi yönteminin kısa zamanda ve kalıcı sonuç vermesini sağlıyor.

Bütünsellik Felsefesi açısından, “hastalık bir biliş halidir” demiştim....

Bir kişiyi mükemmel sağlığına kavuşturabilmek, ne “alternatif” adı verilen yöntemlerle ve ne de sadece semptomları ortadan kaldırmakla gerçekleşir. Bir kişiyi gerçekten sağlığına kavuşturmak, ancak o biliş halinin farkına varmasını sağlayarak başlar. Bundan sonraki adımda kişinin o bilinç halinin yarattığı enerjisel dengesizliği ortadan kaldırmak gerekir. Sonuncu adım ise bir hekimin önerdiği reçeteyi kullanarak fiziksel bedende bulunan semptomları yok etmektir.

Yani ilk işiniz kişiyi kendi iç dünyasıyla tanışmaya ikna etmek olmakıdır. Sonrasında ister Akupunktur, ister Biyo-Enerji/Reiki, ister Homeopati ya da her hangi başka bir enerji beden dengeleme yöntemine göre çalışmalısınız.

Hekimlerin yaptıklarını yadsımak yerine kabul etmeniz olmazsa olmaz koşuldur. “Hasta” adını verdiğiniz insan yukarıdaki işlemlerle birlikte hekimden de yardım aldığında, tüm enerji alanları dengeye gelecektir.

Özetle, kişinin bilincindeki ve buna başlı olarak çalışan ruhundaki (sübtil enerji alanlarındaki) değişiklik, hekimlerin yaptığı sağaltma işlemini tamamen kalıcı kılacaktır.

Zihinsel şemalardan birinden tamamen kurtulduğunuzda, onun fiziksel bedendeki yansımasından da kurtulursunuz. Ancak hemen arkasından, yeni bir şemanın etkileriyle karşılaşabilirsiniz.



Kaynak : http://www.zsg.gen.tr/butunsel.htm

Bioenergy Healing is a dynamic treatment that uses hands-on and hands-off techniques to scan your body's electrical circuitry system. 

These unique techniques can access and positively affect your body's physiological and psychological systems ability to function on an enhanced level.

RaphaYad Bioenergy Healing techniques pinpoints your primary blockage points that are the root cause of each of your physical and psychological: illnesses, injuries, issues, conditions and symptoms.

Due to the use, abuse, misuse, disuse and lack of servicing that your body's systems has to endure during a life-time, these blockages in the your body's circuitry causes your body to work in an adaptive and less efficient way. Similarly it has a limited ability to heal, repair and recover. 

Bioenergy Healing dynamic techniques can:

·Re-wire your body's circuitry system and brain;

·Press some master reset buttons;

·Release memory patterns [physical and psychological];

·(Re-) activate your body's healing and repair mechanisms;

·Enhance cellular regeneration;

·Enhance your body's ability to function and repair: effectively, efficiently and preventatively

Most importantly without the you having to address on a cognitive level .... the why's, when's and how's!!!
The unique and powerful tool that Bioenergy Healing techniques use at all stages of treatment is the full body scan with the eyes and hand. 
Scanning is used to:

·Pinpoint the Primary Blockage Points that need to be treated on the day of the treatment, rather than determining it on your case history or past treatment.

·Pace and prioritise the treatment rather than relying on text-book treatments or body maps. This is known as the Jigsaw Affect.

·Manipulate the blocked points with the finger to send messages to your brain to (re-) activate your body's healing and repair mechanisms along this blockage line.

·Enhance neuron communication [re-wiring of your brain] and your body's neurological system.

·Stretch Energy . This technique can:

- Defragmentate your body's physiological and psychological systems. 
- Release the memory patterns on a cellular [physical], neurological and psychological [mind] levels.

 

Bio Energy Healing Clinic 
Michael Cohen, founder of the Bioenergy Healing Research Foundation is an acknowledged expert in the field of Bioenergy Healing. His Bioenergy Healing Clinic in London W1 specialises in treating debilitating, difficult and long-term symptoms. 

Bioenergy Healing is a non-invasive, hands-on/off technique that is used to access your body's energy circuitry system, to enhance dramatically your own body's ability to repair and function.

The dynamic and unique RaphaYad Bioenergy Healing techniques utilise the eyes and hands to scan and manipulate your body's electrical circuitry system. This can have a fundamental affect in bringing order to your body's cells in respect of your physical symptoms, while on a psychological and emotional level can transform your perception of your world by way of re-wiring your brain.


Do you want to...?

·Overcome debilitating, difficult & long-term symptoms.

·Increase your body's ability to repair & heal itself.

·Move beyond your hyper-sensitivities & intolerances.

·Overcome anxiety, stress & depressive thoughts.

·Move beyond physical, energy & emotional blockages.

·Overcome the root cause that manifests as pain in your body.

·Function effectively in your day-to-day life.

·Feel Connected.

·Break through your boundaries & limitations and realise your full potential.



What is Bioenergy going to do for you?


Bio-Energy Healing is a single source of treatment that works beyond the textbook - addressing you as an individual. It is suitable and safe for both adults and children and can help you to achieve a heightened level of results.

Bio Energy Healing uses dynamic techniques that can pinpoint the root cause of your issues. It addresses the entwinement of your mind & body and how each affects the other. 

Treatment can enable you to: recover from long-term chronic and difficult symptoms; move you beyond your blockages; and enhance recovery levels. 

There is no analysing, no talk therapy, no journeying into the past - all the work is in the here and now!

 

 


By Michael Cohen Founder of the Bioenergy Healing research Foundation

*****************

What is Bio-Energy?


Over the years it has become clear that sometimes modern medicine cannot provide all the answers to our diverse and sometimes deep-seated ailments. In fact, modern science is only just beginning to catch up with ancient knowledge and even the World Health Organisation in the 1970’s agreed that the human energy field does exist.
These ancient cultures understood that everything in the physical world, including the bodies we inhabit, was a manifestation of energy moving in ordered and precise patterns. We in the west are only starting to understand this information.
Energy is a vibration of electrical activity. It is a natural force that flows through all humans, animals and plant life and 98% of what appears to be solid mass is actually empty space. But scientists can show us that what we think of as empty space is actually made up of tiny molecules and atoms that our human eyes cannot see. These molecules and atoms vibrate and radiate a natural energy. Thus this empty space is actually brimming with intelligent natural energy and when this relates to the human body we call it Bio-Energy.

 

How it Works


Many great philosophers have spoken of and used energy, Einstein, Stahl and Newton, to name but a few. They recognised that there is a flow of energy radiating through our universe and spent many years trying to prove its existence. With the advancement of science and new techniques we are able to begin to measure and even photograph this energy. In Bio-Energy we’re working with this flow of energy through the human body which we call your Aura or your electromagnetic field.

 

Is Bio-Energy The Course for You?



• Would you like to understand yourself more fully? 


• Have you ever wondered why you click with some people, and not others? 


• Does the concept of universal energy interest you? 


• Have you ever wondered if everyone and everything in the universe is actually linked in some way or another? 


• Do you want to stop repeating the same self-destructive patterns? 


• Would you like to understand those around you on a deeper level? 


• Does the thought of developing your inner hidden abilities pique your interest? 


• Would you like to learn to utilize your own self-healing potential?


• Does the thought of helping to alleviate pain and suffering intrigue you? 


• Do you fancy a new and fulfilling career? 


If you answer “Yes!” to any of these then The Bio-Energy School of Ireland has just what you’re looking for…………….                        

 

*******************************

What is Bio-Energy Healing?

Bio-Energy healing is an effective, holistic technique for the treatment of physical illness, emotional blocks, mental obstacles and spiritual issues.  It is based on the understanding that each of us is a complex, interactive energy system.  Science has begun to recognize that several subtle bodies surround the physical body – much like Russian nesting dolls.  When you are healthy, life energy (or chi ) flows freely through your energy field, providing a sense of self-assurance, groundedness and a feeling of being in harmony with yourself and the world.

However, if you have been experiencing a significant amount of stress, persist in holding on to past emotions, or have developed a belief system that is out of alignment with your life’s purpose – the energy within your bio-energetic field will become stagnant or even blocked.  This “stuck” energy tends to crystallize around core issues that, up to now, you have not been ready to face, or simply did not have the specific knowledge or tools to do so.

Although you may remain unconscious of what is going on in your energy field, your higher mind is completely aware of what is happening.  In order to restore balance, it will seek to make you conscious of the problem –  through the “alarm bells” of illness, depression, addiction, relationship disharmony or some other type of trauma.  You may become confused, lost or even fearful as you search for a means to help you return back to health…

Bio-Energy Healing provides the means to overcome this crisis.  Emotions and thoughtforms from past experiences are cleared out of your energy field.  Now, energy can flow smoothly along its proper pathways – and the body heals.  The mind, too, returns to a more open and receptive state, allowing higher intelligence to enter and quietly remove the obstacles that were preventing you from enjoying your natural state of health and well-being.

The Bio-Energy process continues to work long after the session is over, creating a “bridge network” between the subtle and physical bodies and transferring new information throughout your system.  From the cellular to the spiritual level, the process of growth and healing is accelerated. Lessons learned in one area of life can be applied to other areas.  Now you begin to awaken to new possibilities of health and wholeness as your positive intentions are realized more and more often – with less and less effort.

Perhaps the greatest benefit of this work is the self-empowerment that comes with knowing that feelings, mental blocks and illnesses are only temporary appearances in your energy system.  In truth, there is no condition that cannot be healed with positive intention and appropriate treatment.

 

******************************

**Bio-Energy, Bio energy healing, Bioenergy healer Kenan Boyraz, Bioenerji istanbul,*,************************************



Saat
TAKVİM
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.85643.8718
Euro4.54804.5662
Hava Durumu
Anlık
Yarın
-1° 13° 2°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam48
Toplam Ziyaret532940